beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2014 Çarşamba

Kırmızı et fiyatları neden yüksek?

Dünyada kırmızı et fiyatları
Türkiye'de 1 kg kıyma ortalama 30 TL, Almanya'da 15 TL. Üstelik Almanya 4 kat daha zengin bir ülke. Peki neden Türkiye iki kat daha pahalıya et yiyor?

Türkiye’den çok daha zengin birçok ülke kırmızı eti Türkiye fiyatlarının yarısına yiyor. Kişi başı geliri Türkiye’nin dört katına yaklaşan Almanya’da kıyma, markette Türkiye’nin yarı fiyatına satılıyor.

Kırmızı et, markete ulaşana kadar üç kez el değiştiriyor. Besiciler, tedarikçiler ve market, kasap gibi satıcılar.

Besiciler, büyükbaş hayvanı yetiştirip hayvanın gövdesini tedarikçilere satıyor. Besicilerin gönderdiği bu ete karkas et deniyor. Tedarikçiler, karkas eti alıp kemiklerini, sinirlerini temizleyip, ihtiyaca göre pirzola, bonfile gibi bölümlere ayırıp müşteriye hazır hale getiriyor. Tedarikçiler eti marketlere, kasaplara, restoranlara satıyor.



Fiyatlar neden yüksek dediğimizde her kesimin farklı bir açıklaması var. Besicilere göre et fiyatlarında spekülasyon var.

Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Alp, gövdenin yani karkas etin kilosunu İstanbul’a 17 TL’ye gönderdiklerini söylüyor. Ahmet Alp, "Adrese teslim gönderiyoruz. Kasaplar, marketler yüzde 40 zam koyup satıyor" diyor.

Eti son elde nihai tüketiciye ulaştıran kasap ya da market de tedarikçiden aldığı ete kendi maliyetlerini (yüzde 8 KDV, kâr, işletme maliyetleri) ekliyor. Burada kâr oranı ve maliyetler işletmeden işletmeye değişiyor. Bazısı daha çok, bazısı daha az kâr ediyor. Bazısı işletme maliyetlerine daha çok öderken bazılarının kira, su, elektrik, çalışan gibi maliyetleri daha düşük. Sonuçta ortaya çıkan tablo bu. Türkiye’nin farklı noktalarında et, farklı fiyatlara satılıyor.

Tartışmaların odağındaki Tarım Bakanlığı ise fiyatlarda spekülasyon olduğu görüşünde. Bakanlık arzda sorun olmadığını düşünüyor. Hükümet, kimi üreticilerin ithalat fikrine de kesinlikle karşı çıkıyor. İstanbul Sanayi Odası'nda düzenlenen toplantıda sektörle bir araya gelen Tarım Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, besicilikten geçimini sağlayanlar olduğunu hatırlatarak, "Türkiye kapıyı açarsa, ithalata başlarsa besici biter" dedi.

Mirmahmutoğulları, ithalat isteyen üreticilere "Bir geçiş sürecindeyiz, bu da spekülatörlerin işine yarıyor. Türkiye'de ithalata açılmayı asla istemiyoruz. Aman ithalatı aklınıza getirmeyin" şeklinde seslendi. Türkiye'de 28 bin aile besicilik yapıyor.

Mirmahmutoğulları yeni ırk yaratılmasıyla ilgili de çalışmalara başlandığını ve üç yıl içinde Türkiye'de et tipli damızlık olacağını söyledi.

Neden et yemeliyiz?

Yıldız Tekniz Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü'nden Doç. Dr. Mustafa Tahsin Yılmaz etin yararlarını şöyle anlatıyor:

Kilogram başına 1 gram protein tüketilmesi gerek. Bu hesaba göre, 70 kg ortalama vücut ağırlığına sahip bir insanın günde 70 gram protein tüketmesi, bunun da en az yarısının hayvansal kökenli olması gerekmekte. Bu da günlük en az 250 gram et miktarına tekabül ediyor. Diğer besinlerden de düzenli miktarda protein aldığı farz edilen yetişkin bir insanın günlük tüketmesi gereken et miktarı en az 250 gram.

Et tüketilmediğinde ne olur?

Kırmızı et yeterince tüketilmediğinde, bünyeye yeterince protein ve enerji alınamaz. Her ikisinin yetersizliğinden ileri gelen “marasmik kwashiorkor” vakalarına, yeterince et tüketmeyen veya hiç et tüketmeyen toplumlarda sık rastlanıyor. Ayrıca sağlıklı bir zihinsel gelişim için kırmızı etin tüketilmesi gerek.

Çocuklar için kırmızı et neden önemli?

Proteinler, vücudun yapıtaşları. Proteinlerin en önemli kaynakları arasında kırmızı et geliyor. Çocuklar, eğer yeterli seviyede et tüketmezlerse zihinsel faaliyetlerinde yeterince gelişme olmaz, ayrıca  kas ve iskelet sisteminin gelişimi de olumsuz etkilenir. Yeterli miktarda et tüketmeyen çocuklarda bünye zayıflığı görülüyor.  Ayrıca gelişme sorunları yaşarlar. Anemi (kansızlık) ise yeterince et tüketmeyen çocuklarda görülen diğer bir sağlık problemi.

Çocuklarda et tüketim miktarı yaşa göre değişkenlik gösteriyor. 4-6 yaş arasındaki çocukların fiziki ve zihinsel gelişimlerini tamamlayabilmeleri için günde yaklaşık olarak 100-120 gram kırmızı et tüketmesi gerekiyor. 7-9 yaş arasındaki çocukların günlük et ihtiyacı yaklaşık 170-180 gram iken, 10-13 yaş aralığında yaklaşık 200-220 gram arası kırmızı et tüketmeleri gerekiyor. Bunlar, diğer besinlerden hiç protein alınmaması durumunda belirlenmiş miktarlar.

Kaynak: Al Jazeera

17 Eylül 2013 Salı

Hamilelikte düzensiz beslenme, çocuklarda davranış bozukluğuna neden oluyor

Avustralya'daki Deakin Üniversitesi'nden uzmanlar 23.000 annenin bilgilerini incelediler. Annelerin hamilelikleri ve bebeklerin 3 yaşına kadarki dönemdeki durumları analiz edildi.

Ardından annelerin ve çocukların beslenme düzenleriyle zihinsel gelişimleri takip edildi.

Araştırmada hamilelikleri esnasında asitli içecekler, tuzlu gıdalar ve sağlıksız besinler tüketen annelerin çocuklarında agresiflik gibi davranış bozuklukları riskinin fazla olduğu kaydedildi.

21 Mart 2013 Perşembe

Bebeklere verilen keçi sütüne dikkat

Uzmanlar keçi sütünün içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zübeyde Öner, ''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz'' dedi.



Öner, yapılan analizler sonucunda keçi sütünün besin değerinin öneminin ortaya konulduğunu, bu nedenle geçmiş dönemlerde sadece eti ve kılından faydalanılırken artık sütünün de değerlendirildiğini söyledi.
Kemiklerin ve dişlerin gelişimi açısından önemli olan kalsiyumun keçi sütünde anne sütünden 4 kat fazla olduğunu ifade eden Öner, ''Bu sütte, sütün daha beyaz görünmesini sağlayan vitaminler var. Bu vitaminin bulunması beslenme açısından çok önemlidir. Aynı zamanda beyin, zihin ve kas gelişimini sağlayan fosfor oranı da yoğun olarak bulunuyor'' dedi.

Keçi sütünün bir litresinde 111 miligram fosfor bulunurken, bu oranın inek sütünde 93, anne sütünde ise 14 miligram olduğunu bildiren Öner, ''Yani bu sütteki fosfor oranı anne sütündekine oranla hemen hemen 8 kat daha fazla. Bu açıdan oldukça zengin besin değeri taşıyor'' diye konuştu.

-Fazla tüketilmesi olumsuz sonuçlara neden olabiliyor

Öner, keçi sütünün faydalarının yanında fazla tüketilmesi halinde istenmeyen bazı sonuçlara da neden olabileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz. Sulandırılmadan verilmesi halinde bebeğin bağırsaklarında gaz birikmesi, bunun da hazımsızlığa neden olabileceği yönünde bilgiler var. Miktar olarak da ölçülü kullanılması gerekir. Bebeğin beslenmesinin tek yönlü olmaması lazım. Bir bebek günde 1 litre keçi sütünü tüketmeyecek.''

İnek sütünün içeriğinde bulunan proteinin süt alerjisine neden olduğuna işaret eden Öner, keçi sütünün bu anlamda da bir avantaj sağladığını vurguladı. Öner, ''İnek sütündeki protein miktarı yüzde 3,3, anne sütünde ise yüzde 1 civarındadır. Keçi sütü ise yüzde 2 civarlarında protein miktarına sahip. Bu nedenle alerjisi olduğu için inek sütünü içemeyenler, keçi sütüyle bu ihtiyacı karşılayabilir'' diye konuştu.

Öner, İtalya, İspanya, Yunanistan başta olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinde sütünden faydalanmak üzere keçi çiftlikleri kurulduğuna dikkati çekerek, son yıllarda Türkiye'de de sütünden faydalanılması amacıyla çalışmalar yapıldığını kaydetti.

Türkiye'de yerli keçi ırkının yılın sadece 4-5 ayı süt verebildiğine, süt veriminin de düşük olduğuna işaret eden Öner, bu nedenle çiftliklerde genellikle Avrupa'dan getirilen ve 11 ay süt veren keçi türleri bulunduğunu söyledi.

Kayank: AA

9 Şubat 2013 Cumartesi

Güçlü dişler için sakız çiğneyin


Yemeklerden sonra 20 dakika sakız çiğnemenin çürüğü önlediğini belirten uzmanlara göre, diş yapısını güçlendirmenin bir diğer yolu da süt ürünlerini dengeli şekilde tüketmek.

Doğru beslenen kişilerin ağız, diş ve kemik sağlıklarının iyi olduğuna dikkat çeken Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın, “Tüm besin gruplarından dengeli beslenme kemiklerin ve dişlerin dirençli olmasını sağlarken, hastalık durumunda da iyileşme sürecini hızlandırır” dedi.

Diş sağlığı için günlük beslenme düzeninin nasıl olması gerektiğini anlatan Yalçın, her besin grubunun tüketilmesini önerdi ve “Karbonhidrat, sebze, meyve, et, süt, yoğurt ve peyniri dengeli tüketmek gerekir” diye konuştu.



ARA ÖĞÜNLERE DİKKAT

Yalçın, “Özellikle ara öğünlerde şekerli bir gıda yediğinizde 20 dakika boyunca dişleriniz asit ortama maruz kalacaktır. Ara öğünler sıklaştıkça gün içinde dişler sürekli asitle mücadele halinde olacağından çürük oluşumunda artış olur” uyarısında bulundu.

Ana öğünlerde çiğnenme fonksiyonu sırasında salgılanan tükürük miktarında artış olduğunu belirten Yalçın, tükürük artışı ile birlikte dişlerin üzerinde besin birikiminin ve asit ortamın yaratacağı etkilerin azaldığını söyledi.

SÜT ÜRÜNLERİ DİŞLER İÇİN ÇOK YARARLI

“Süt ürünleri, içindeki kazein proteininden dolayı çürük engelleyici özelliğe sahiptir. Ancak içerisindeki şeker ve yağ miktarı da önemlidir. Özellikle beyaz peynir ve yoğurt diş dostu besinlerdir, rahatlıkla tüketebilirsiniz” diyen Yalçın, yemek aralarındaki acıkmalar için ise şunları tavsiye etti: “Çiğ sebze, meyve, peynir, sade yoğurt yemeyi tercih edebilirsiniz. Günde 3 kez dişlerinizi florürlü bir diş macunu ile fırçalamak ve diş ipi kullanmak mutlaka yapılması gerekenler listesinde birinci sıradadır.”

SAKIZ DEYİP GEÇMEYİN

Sakız çiğnemenin diş sağlığı açısından önemine dikkat çeken Yalçın, “Araştırmalar yemeklerden sonra 20 dakika boyunca şekersiz sakız çiğnenmesinin çürük oluşumunu azalttığını göstermiştir. Sakız çiğneme fonksiyonu sırasında tükürük miktarında artış görülür ve besinler dişlerin üzerinden uzaklaşmış olur” dedi.

Kaynak: Star

9 Aralık 2012 Pazar

Dr. Yasemin Bradley ile Reçetesiz Hayat, TRT Haber'de


Dr. Yasemin Bradley, programda, sağlıklı ve doğal beslenme konusunda yaptığı bilimsel çalışmaları, Anadolu'yu il il gezerek uzun ve kaliteli bir ömür süren asırlık çınarların sırlarıyla buluşturuyor. Böylece sağlıklı ve doğal yaşam konusundaki bilimsel araştırmalar ve ortaya çıkan sonuçlar, birbirinden ilginç örneklerle ekrana geliyor.
Amerika'dan Çin'e, Rusya'dan Avrupa'ya dünyanın saygın bilim adamlarının yer aldığı pek çok uluslararası sempozyuma katılıp sağlıklı ve doğal yaşam konusunda konferanslar veren Dr. Yasemin Bradley bu programda Anadolu'nun şifa ve sağlık kaynağı bitki ve besinleri tüketerek, fiziki ve zihinsel anlamda yıllara meydan okuyan yaşlanmayan çınarların sırlarını doğal bir laboratuvar ortamında açığa çıkarıyor. Tüm bunların yanı sıra, Doktor Yasemin Bradley’le Reçetesiz Hayat’ta, sağlık ve şifa deposu doğal karışımlar da ekranlara geliyor. Organik ketçap evde nasıl hazırlanıyor ve sağlık konusunda hangi müthiş faydalar sağlıyor? Omega 3 deposu olan semizotu ve ceviz, şeftali ve zeytinyağı ile buluşunca ortaya hangi faydalar çıkıyor? Reçetesiz Hayat, TRT Haber’de.

Yayın Saatleri:

Pazar 14:20
Pazartesi 05:30
Cumartesi 08:15

21 Ekim 2012 Pazar

Kurban etini hemen tüketmeyin!


Kurban Bayramı'nda aşırı et tüketiminin sağlık açısından olumsuz sonuçlarının olabileceği belirtildi. Özellikle 40 yaşın üstündekiler ve kronik hastalığı bulunanların dikkatli olması uyarısı yapıldı.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevhan Uygun, aşırı yağlı yiyecekler, tatlılar ve bol et tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Sakatat tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Uygun, kurbanlığın sakatat kısımlarının tüketilmemesi gerektiğini vurguladı. Uygun, özellikle 40 yaş ve üstündeki kişilerin, kolesterolü yüksek olanların, kalp damar hastalığı olanların ve bu hastalıklara karşı riski yüksek olan kişilerin sakatat tüketiminden kaçınmaları gerektiğini söyledi.

Kurban eti nasıl saklanmalı ve pişirilmeli?
Kurban etinin kesildikten hemen sonra tüketilmesinin sindirimi zorlaştırdığını belirten Uygun, kesilen hayvan etinin ölüm katılığı nedeniyle 1 gün boyunca pişmesinin daha zor olduğunu vurguladı. Uygun, buzluktan çıkarılan etlerin, buzlarının çözülmesi için açık havada, oda sıcaklığında ya da kalorifer üstünde bekletilmelerinin yanlış olduğunu, doğru olanın akan suyun altında veya buzdolabında çözünmesinin olacağını kaydetti. Açık havada, oda sıcaklığında veya kalorifer üzerinde çözünen etlerin bakteri ürettiğinin ve bu durumun besin zehirlenmesine yol açabileceğinin altını çizen Uygun, çözünmüş etlerin ise asla tekrar buzdolabına konulmaması için uyarıda bulundu.



Uygun, bayramı kilo almadan geçirmenin püf noktalarını sıraladı: "Yemeklerde etin yağsız kısımları ve pişirme yöntemi olarak da fırında pişirme, ızgara veya haşlama tercih edilmelidir. Pişirme sırasında katı yağlar kullanılmamalı yemek kendi yağı ve suyuyla pişirilmelidir. Bir öğünde 2-4 köfte büyüklüğü kadar et tüketimi yapılmalı, az ve sık beslenilerek ana öğünlerde aşırı besin tüketilmemelidir. Bir öğünde fazla yemek yediğinizi düşünüyorsanız diğer öğünde olması gerekenden daha az yiyerek denge kurulmalıdır. İkram edilen hamur ve şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Çikolata ve şeker tüketimi minimuma indirilmeli, yerine meyve tercih edilmelidir. Vitamin ve minerali yüksek ayrıca posa bakımından zengin olan ceviz, fındık gibi kuru yemişler tercih edilebilir. Çay kahve gibi içecekler sınırlandırılarak şekersiz tüketilmeli ve asitli içeceklerden kaçınılmalıdır. İçecek olarak su, ayran ve bitki çayları tercih edilebilir. Günde 2-2.5 litre su içilmelidir. Özellikle sabahları ve öğünlerden önce oda sıcaklığında su içilebilir. Her gün en az yarım saat yürüyüş yapılmalıdır."

20 Ekim 2012 Cumartesi

Omega-3 mucizesi

Omega 3 Nedir?
Omega-3 yağ asitleri 'esansiyel' yani temel yağ asitleri olarak bilinir. Vücudunuzda üretilmediği için mutlaka besinlerden almanız gerekir. Pek çok formu bulunan bu yağ asitlerinin anahtar görev yapanları EPA (Eicosapantaenoik asit) ve DHA’dır (Docosahexaenoik asit).Esansiyel olan bu yağ asitlerinin yeterli miktarda alınamaması başta kardiyovasküler bozukluklar olmak üzere birçok hastalığı beraberinde getirecektir.




Omega 3 Neden Önemlidir?

Hem EPA hem de DHA sağlık için önemli görünmektedir, özellikle DHA'nın önemli olduğu düşünülmektedir, çünkü beynin gri maddesi, retina ve sinirler gibi kilit dokuların yapısının önemli bir kısmını DHA oluşturur. Bu dokulardaki kuru maddenin %25'i ila %40'ına varan kısmını DHA oluşturabilir.

Omega 3'ün Faydaları

Omega 3, bazı seçkin besinlerde bulunan ve hücre yenilenmesi dahil birçok önemli fonksiyonu olan bir yağ asidi ve cilt dostudur. Cildi içten nemlendirir, yeniler, cilt altı bağ dokusunun temel taşları olan kollajen ve elastini korur böylece yaşlanmayı geciktirir. Ancak Omega 3'ten yeteri kadar faydalanabilmeniz için onu hem içten hem dıştan kullanmanız gerekir. Omega 3 içeren gıdaların düzenli ve çeşitli olarak her gün tüketilmesi hem sağlığınız hem cildiniz için çok önemlidir. Antiaging kürlerinde de önerdiğim bu uygulamanın sonuçları ancak düzenli kullanımda yüz güldürüyor.

Kimler Omega 3 alamalı?
  • Kardiyovasküler problemi olanlar,
  • By-pass ameliyatı geçirmiş olanlar
  • Hamile bayanlar
  • Romatolojik problemi olanlar,
  • Menopoz dönemindeki bayanlar,
  • Kolesterol ve trigliseridi yüksek olanlar,
  • Depresyon problemi olanlar
  • 30 yaş üstü herkes,
  • Bir rahatsızlığı bulunmayan ama ilerleyen yaşlar için kendini koruma altına almak isteyen herkes.
  • Diyabet hastaları
  • Okul çağındaki çocuklar
Vücudun omega-3 yağ asidine ihtiyacı daha anne karnında başlar, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyunca bu ihtiyaç devam eder.

Omega 3 sayesinde;
  • Trigliseritler ve kolesterol düşer, böylece ateroskleroz ve buna bağlı kalp hastalıkları, kalp krizi ve akut inme riski azalır.
  • Bağışıklık sistemi güçlenir
  • Kansere karşı koruma sağlanır
  • Beyin, retina, sperm, cilt hücreleri güçlenir
  • Kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur (diyabet için faydalı)
  • Kanı inceltir ve akışını kolaylaştırır, kanın pıhtılaşmasını önler
  • Yangı önleyici etkisiyle romatizmal hastalıklara karşı koruma sağlar
Omega-3 alımının hamilelikte sağladığı faydalar
  • Erken doğum riskini azaltır
  • Bebeğin retine ve beyin gelişimine fayda sağlar
  • Bebeğin matematik zekası, okuma, yazma gibi becerilerinin gelişmesine yardımcı olur
  • Lohusalık sendromundan korur
Omega-3 hangi besinlerde bulunur?
Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (somon balığı), Orkinos tipi ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi, Keten tohumu yağı (%60), Ada çayı yağı (%54), Kivi (%52), Perilla(%58), Semizotu(%35) daha az oranlarda ceviz, badem, fındık, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, çörek otu yağı, kanola yağı, soya yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.



Yıllardır tüketiciler; omega-3 yağ asitlerini kullanarak kardiyovasküler hastalıkların azaltılmasında yararlı olduklarını öğrenmişlerdir. Halen kardiyologlar reçetelerinde takviye olarak omega-3 vermektedirler, genel olarak yapılan pek çok çalışmada bilimadamları verilere göre omega-3 yağ asitlerinin erken ölüm riskini düşürdüğünü de belirtmektedirler. Bu azalma sadece bilinen kronik hastalıklarda örneğin kardiyovasküler hastalıklarda, kanser hastalarında ayrıca sağlıklı görünen kişilerde de mevcuttur.
Omega-3, omega- 6' ya nazaran çok daha değerli 1/4'ten fazla alınması faydalıdır fakat diyetlerimizde maalesef omega 6 -da fazla miktarda bulunmaktadır. Sağlıksız modern batı diyetlerinde bu oran çok düşüktür. Emflamatuar sitokinlerle ortaya çıkan artış yetersiz omega alımından dolayıdır. Omega- 3 özellikle EPA (eicosapentaenoic asit ) DHA (docosahexaenoic asit) balık yağlarının içinde bulunan dramatik bir etkiye sahiptir.Eğer omega- 3 tüketimimizi arttırabilirsek (balık,balık yağı, keten tohumu yağı gibi) omega -3 tüketimi artmasıyla omega -6 tüketimi azalacak bir dizi enflamasyon üzerine etkiyle kaynaklanan yaşlanma yavaşlatılarak,daha uzun ve kaliteli yaşam şansını arttırabiliriz.Omega -3 stres ve kortizol hasarı ile mücadele eder, kronik stres ve stres hormonlar kortizol,adrenalin,nöroepinefrinin vücutta artmasıyla yaşlanma hızlanır. Bunlar büyük katkıda bulunarak erken ölüm nedenlerini çoğunlukla artan riskle kronik kalp hastalıklarına,bulaşıcı ve metabolik bozukluklara ve hatta kanserle ilgisine rastlanmıştır. Omega- 3 takviyesi çalışmalarda gösterilmiştir ki yukarda bahsettiğimiz hormonların seviyesini düşürür ve engeller. Kronik ruhsal hastalıklarda özellikle depresyon ve anksiyetede doğal nedenlerle oluşan şok edici erken ölümler gözükebilmektedir. Bu oran ABD'de nüfusun %5' ini etkileyebilir ve erken ölümlerle ilintilidir. Omega -3 beyin zarlarında temel bileşenlerdendir. Sinir hücre ağının aktarımına seratoninle birlikte yardımcı olur antienflamatuar etkilerini göstererek beyin hücrelerinin kaybının önlenmesinde de faydalıdır. Depresif bozukluk ve bipolar bozuklukları olanlarda omega- 3 seviyesi düşük bulunmuştur. Günde 1-2 gram EPA veya DHA günlük doz alımı yaşlılarda özellikle bu semptomları düzelttiği de bazı çalışmalarda gösterilmiştir.
Bilmemiz gerekenler; omega-3 yağ asitleri kalp ve damar hastalığında, ölümleri önlemede köklü bir role sahiptir,yeni yapılan çalışmalar bu yararlı yağların çeşitli nedenlerden dolayı erkan ölüm riskini azaltmakta olduğunu göstermiştir.Toplam vücut düzeyininin iltihabını azaltarak omega -3 bize neden olan birçok durumda erken ölüm riskini düşürmektedir. Omega-3 düzeyleri yüksek tutarak ,omega-6düzeylerinide düşük tutarak ;metabolik sendrom,depresyon,ve anksiyete belirtileri,çeşitli kanser türlerinin çeşitli biçimlerde her biri erken ölümle ilgili karaciğer ve böbrek hastalıklarını önlemede yardımcı olur. Ayrıca kronik stres ve yüksek kortizol seviyelerinin ölümcül etkilerini azaltmak için katkıda bulunur. Omega- 3'ün antiobeziteyi etkilediğine ve önlediğine dair iddia edilen çalışmalarda vardır.Kanserde çok sık karşılaştırılan nedenler şunlardır;diyet birçok gelişim açısından önemli bir faktördür. Akdeniz beslenme diyetinde kanser oranları ile ilişkisi olarak sebze,meyve ve zengin balıklardan oluşur.Yapılan bir çalışmada akdeniz diyetiyle karşılaştırıldığında kanserde %50 'nin altında azalma ABD'ki kalp derneği ve kanser derneği tarafından önerilmiştir.
Kanser her türlü zamansız ölüm nedenlerindendir. Diyet, çeşitli kanser gelişiminde önemli bir faktördür evvelcede sölediğimiz gibi kansere karşı bir korunmadır. İltihap, aynı zamanda ultraviole ışınları da cilt kanserinin gelişiminde önemli rol oynar. Yapılan çalışmalar, doğal olarak verilen omega-3' ün kanseri azalttığı ve gerilettiğini göstermiştir. Günde 3 gram civarında alınan saf omega -3, güneş yanığından derinin kanserleşmek üzere olan hücrelerinden ve içinde dolaşan kan hücrelerini DNA hasarından korumaktadır.Meme ve prostat kanserlerinde önleyici bir etkisi gösterilmiştir. Özelikle de prostat kanserlerinde PSA' nın düşmesinde kemik metastazında faydalı olmakta ve erken ölüm riskini azaltmaktadır. Premenapoze kadınlarda omega- 3 ile erken evrede kanserin nüks etkisini azalttığı da gösterilmiştir. Kolon kanserlerinde de omega -3 alımı fayda sağlamıştır. Böbrek hastalığı nedeniyle 46 bin amerikalı her yıl ölmektedir. Böbrek hastalıklarında omega -3 alımı %31 oranında fayda sağlamıştır ayrıca metastatik kanserlerde kemik metastazlarında genellikle kemik kırıklıklarına mani olmakta onun dışında da osteoporozu olan kadınlarda kırıkları azaltmaktadır. Astım ve KOAH 'da da omega-3 alımı faydalıdır. Beyin metastazlarında omega- 3sağlıklı beyin hücre sayısını arttırdığı ve depresyona cok iyi geldiği 2010 ağustos ayında yapılan bir çalışmada gösterilmiştir. Gene ABD'de 2008 Yılında yapılan çalışmada omega -3 eksikliği olan grupta ömrün daha kısa olduğu gösterilmiştir.Ayrıca bitkisel omega- 3 'ün, (keten tohumu gibi )adet görmeyen kadınlarda ateş basmasını%50 azalttığı yine meme kanseri riskini azalttığı da çalışmalarda gösterilmiştir.Ancak hasta meme kanserine yakalandıktan sonra receptörleri pozitif ise keten tohumu almamalıdır.
Genellikle kilo kaybı kansere bağlı olarak özellikle mide kanserlerinde, özefagus kanserlerinde, pankreas kanserlerinde, baş, boyun tümörlerinde günde 3 gramın üstünde omega- 3 alımı hastanın genel durumunu toparlamasına neden olur. Omega -6 araçhidonik asit enzimi 5(LOX)prostat kanserinin ilerlemesine sebep olur onun için omega- 6 bloke edilebilmek için omega- 3 ve boswelia serrata verilmesi faydalı olduğu yine son bir çalışmada gösterilmiştir.Yine omega-3 prostat hipertrofisi(prostat büyümesi) keten tohumunun randomize bir çalışmada şikayetleri %70 oranında azallttığı 2008 yılında yapılan bir çalışmada gösterilmiştir.
Prof. Dr. Erkan Topuz

YUMURTAYI ASLA KATI PİŞİRMEYİN

Yumurtayı sakın katı olarak pişirmeyin. Katı olarak pişirilince kanserojen madde birikiyor. Rafadan veya çok az pişmiş yiyin. Dolaşan ve kümesinde horoz olan tavuğun yumurtasında Omega 3 zengin. Omega 3 ise yaşamın mucizesi. Faydası saymakla bitmiyor.

KIRMIZI ET YERİNE BALIK

Kırmızı et yerine balık ve dolaşan kümes hayvanları tüketin! Özellikle hindi tavsiye ediliyor. Omega 3 balıkta en yüksek olan gıdadır.

KILÇIĞI MUCİZE 

Balığın kılçığı çok faydalı. Menapoza giren, kemik hastası olanlar kılçıkları çöpe atmayıp, tülbent içinde yemeğin içine sarkıtıp yemekle pişirsinler ve yemeği yesinler. Çünkü kemiğinde büyük fayda var.

KANSERİ ÖNLÜYOR

Balıktaki Omega 3 kemiği güçlendiriyor. Meme, mide, prostat kanserinde ve hatta sigara içenlerde yüzde 5 oranında koruma sağlıyor.

HANGİ BALIKLAR YENMELİ?

Dip balıklarında civa büyük miktarda var. Mezgit, kalkan gibi dip balıklarını ayda ya da 15 günde bir yiyin. Devamlı yemeyin. Ama hamsi, palamut, lüfer, uskumru, kolyoz gibi bütün yüzey balıklarını sınırsız yiyebilirsiniz.

AĞZINIZA SÜRMEYİN!

Marmara, Ege, Karadeniz'den dipten istiridye, midye, karides ağzınıza sürmeyin! Bu canlılar denizin dibindeki zehiri içinden geçiriyor.


Kaynaklar:
http://www.erkantopuz.com
http://tr.wikipedia.org
http://www.ahaber.com.tr
http://www.hthayat.com
http://www.merhabahaber.com

16 Ekim 2012 Salı

Kurban eti için pratik bilgiler


Atatürk Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mükerrem Kaya, kesime hazırlanan hayvana kötü muamele edildiğinde etin kalitesinin düştüğünü ve daha çabuk bozulduğunu söyledi.

Kaya, Kurban Bayramı’nda daha kaliteli eti elde etmenin ve onu muhafaza etmenin püf noktalarını anlattı.

Öncelikle kurbanlık hayvanın sağlıklı, menşeli olması nereden geldiğinin bilinmesi gerektiğini ifade eden Kaya, sağlıklı ve kaliteli et için kesinlikle sağlıklı hayvanların seçilmesi gerektiğini vurguladı.

Hayvanın sağlıklı olmasının, kesimi sırasında iyi muamele edilmesinin etin kalitesi ve muhafaza süresi açısından önemli olduğunu anlatan Kaya, "Kesim sırasında hayvana kötü muamele edilirse et kalitesi düşer ve daha çabuk bozulur. Hayvana yapılan kötü muamele etin kalitesini önemli ölçüde düşüreceği için hayvanı strese sokmamamız lazım. Strese soktuğumuz zaman o hayvanın vereceği etin kalitesi de düşüktür, o et daha kısa sürede bozulur ve rengi koyu olur" dedi.



Alınan hayvanın kesimden önce mutlaka dinlendirilmesi gerektiğini belirten Kaya, kurbanlığın kesimden önce aç bırakılması gerektiğini ve asla stere girecek ortamların oluşturulmamasını istedi.

Hayvanın işi bilen, sertifika almış kişiler tarafından kesilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, "Bir diğer husus ise kanın çok iyi akıtılması gerekiyor. Kesilen hayvanın kanı iyi akıltılmazsa etin muhafaza süresi de kısa olur. Özellikle yorgun hayvanlarda bu durum oluyor, ette kalan kan tabi fazla kalması durumunda o etin muhafaza süresi de kısalıyor, o et kısa sürede bozuluyor. Onun için kanı da çok iyi akıtılmalıdır" diye konuştu.

"DERİNİN DIŞ KISMI ASLA ETE BULAŞTIRILMAMALI" 
Kesim işlemi sırasında derinin dış kısmının asla ete dokundurulmaması gerektiğini söyleyen Kaya, derinin dış kısmı iç kısmıyla temas ederse, derinin düzeyindeki mikroorganizmaların ete bulaşacağını ve bunun sonucunda da etin kısa sürede bozulmasına neden olacağını dile getirdi.

Hayvanı kestikten sonra etin bir süre dinlendirilmesi gerektiğini de ifade eden Kaya, şunları kaydetti:

“Elde ettiğiniz eti dinlendireceksiniz. Hemen buzdolabına konulmayacak, bu noktada eğer siz eti dinlendirmeden buzdolabına alırsanız ette sertleşme, çekme olur, etin boyunda kısalma olur. Onun için eti önce dinlendireceksiniz. Eti böldüğünüz parçalara göre küçükse 5-6 saat, etin büyüklüğüne göre 7-8 saat serin bir ortamda dinlendireceksiniz. Bu bilimsel bir kuraldır, et muhakkak dinlendirilmelidir."

Eti dinlendirdikten sonra kullanıma göre parçalara bölünüp, buzdolabında muhafaza edilmesini öneren Prof. Dr. Kaya,buzdolabı poşetine veya folyalara sarılan etin dolapta üst üste konulmaması gerektiğini, aksi halde çabuk bozulacağını söyledi.

Kıyma yapmak için hazırlanan etin buzdolabında en fazla bir gün bekletilmesi gerektiğini anlatan Kaya, "Yani çiğ halde bir eti kıyma yaptığınız zaman buzdolabındaki muhafaza süresi 1 gündür. Eti blok halinde dondurmak da doğru değildir. Dondurup çözündürmek de tehlikelidir" şeklinde konuştu.

Pişirilmiş etin de dolapta saklanmasını tavsiye eden Kaya, şöyle konuştu:

"Et kolay bozulabilen bir gıda ve mikroorganizmalar, mikroplar için de çok iyi bir ortamdır. Mikroorganizmalar eti çok seviyor. Ette çok iyi gelişiyorlar. Bunun için onların gelişemeyeceği şartları sağlamamız gerekiyor. Birincisi soğukta muhafaza çok kısa süreli bir şeydir. Bir kaç gün ya da derin dondurucuda 3-5 ay saklayabilirsiniz ama kesinlikle havayla temas etmeyecek şekilde sarmalısınız. Bazen et kavrulur, pişirilir. Pişirilmiş et de mutlaka dolapta saklanmalıdır."

ETİN GIDA ZEHİRLENMELERİNDEKİ ROLÜ 
Bozuk etin bakınca kendini belli ettiğini söyleyen Kaya, "Bozuk eti kokusunda, renginden ayırt edebiliriz. Ancak hafif bozuk etleri bazen ayırt etmek zor olabiliyor. Ama bunu baştan görmeniz gerekiyor. Bakteriler gelişmeye başlar ve çok değişik renklerde et elde edersiniz. Dünyada görülen gıda kaynaklı zehirlenmeler içerisinde etin payı çok yüksek, bunun için eti çok iyi muhafaza edip, çok iyi de pişirmemiz gerekiyor" dedi.

Pişirme yöntemlerinden de bahseden Prof. Dr. Kaya, sert etlerden haşlama, yumuşak etlerden ızgara yapılmasını tavsiye etti.

Mangalda pişirilen etin kömürünün iyice köz haline geldikten sonra etin pişirilmesi gerektiğini, bunun sağlık açısından önem arz ettiğini dile getiren Kaya, et yerken yanında mutlaka salatanın da olması gerektiğini aksi halde beslenmede önemli sıkıntılar doğurabileceğini ifade etti.

"KOLESTEROL KONUSUNDA ETE HAKSIZLIK YAPILIYOR" 
Vatandaş özellikle kırmızı ette kolesterol çok fazla diye eleştirilerde bulunduğunu dile getiren Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öyle söylendiği gibi ette çok kolesterol yok. 100 gram ette 65-70 miligram kolesterol var. Kolesterolün içeriği yumurtadan, tereyağından sakatattan az orandadır. Kolesterol tavukta da yumurtada da hayvansal ürünlerin tümünde var. Etin bu yönü biraz şansız, bütün hayvansal gıdalarda var ama sürekli kırmızı ete yüklenilir. Tabii eğer siz sınırları aşarsanız her gıda için bu geçerlidir. Hepsinden az az bir öğün hazırlamanız gerekiyor. Biz yağlı et tüketmelerini önermiyoruz ama bir bonfileyi tükettiğiniz zaman çok da yağlı değildir. Ete haksızlık yapıyoruz.”

13 Ekim 2012 Cumartesi

30 yaşından önce anne olmak meme kanseri riskini azaltıyor


Ölüm riski yüksek olan meme kanseri birçok kadının korkulu rüyası. Uzmanlar, formda kalmanın yanı sıra 30 yaş öncesi anneliğin de meme kanseri riskini önleyeceğini belirtiyor. Çünkü geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların vücudu kanserojen maddelerden daha fazla etkileniyor.

Batı ülkelerinde her 8 kadından, Türkiye’de ise her 12 kadından birinde meme kanseri görülüyor. Uzmanlar ise ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranının 30 yaş öncesine göre 2 kat arttığına dikkat çekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinden korunmanın başında ideal kilonun olduğunu söylüyor. Uras, ideal kiloya sahip kadınların, fazla kilolu olanlara göre menopoz dönemi sonrası meme kanserine yakalanma risklerinin de daha az olduğunu vurguluyor. Kadınların erken dönemde anne olmalarını tavsiye eden Uras, yapılan araştırmalara göre ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranının 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat arttığını belirtiyor. Bunun nedenini ise geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların memelerinin kanserojenik maddelerden daha fazla etkilenmelerine bağlıyor. Uras, meme kanserinden korunmanın püf noktaları için ise bazı tavsiyelerde bulunuyor.



DÜZENLİ SPOR YAPIN

Haftada en az 4 gün spor yapılmasını tavsiye eden Uras, şu önerilerde bulunuyor: Düzenli olarak yapılan spor, kilo kontrolünü sağlıyor ve risk faktörü olan yüksek östrojen düzeyini dengeliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Çalışmalar, menopoz öncesi dönemde haftada en az 4 gün düzenli olarak spor yapmanın meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Menopoz sonrası dönemde düzenli olarak uygulanan spor, daha da önemli hale geliyor. Çünkü bu dönemdeki kilo alımı, östrojen düzeyini yükseltiyor ve meme kanseri riskini artırıyor. Kırmızı et kısıtlanarak meyve tüketiminin artırılması çok önemli. Sebze ve meyvelerin içerdikleri antioksidan sayesinde meme kanserinin gelişme riskini yüzde 25 oranında azaltıyor.

ÇOCUĞUNUZU BOL BOL EMZİRİN

Yağ tüketiminin de azaltılması gerektiğine dikkat çeken Uras, çocuğun bol bol emzirilmesi uyarısında bulunuyor: Emzirme hem annenin hem de bebeğin kansere yakalanma riskini düşürüyor. Özellikle bebeğinizin büyümesinde bir sorun yoksa ve doktorunuz gerek görmüyorsa 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.

SİGARA VE ALKOLDEN UZAK DURUN

Sigara ve alkol tüketiminin bırakılması uyarısında bulunan Uras, kadınlık hormonu ilaçlarından da uzak durulması gerektiğine işaret ediyor: Kadınlara; yeşil çay, kırmızı ve beyaz turp, şalgam, brokoli, Brüksel lahanası, havuç, kabak, karnabahar, süt ve süt ürünlerini tüketmelerini öneriyoruz. Keten tohumu, tütsülenmiş ve tuzlanmış salamura etlerden de uzak durulması uyarısını yapıyoruz. Ayrıca stresten uzak durmalarını tavsiye ediyoruz.

Kaynak: Zaman

28 Ağustos 2012 Salı

İştah artıran 12 altın öneri

Çocuklarda iştahsızlık, her 2 anneden birinin yakındığı önemli sorunlardan biri. Genellikle 8-9. aydan okul çağına kadar süren bu problemi ise ancak çocuğunuza doğru yaklaşımda bulunarak çözebilirsiniz!


Çocuklarda iştahsızlık problemi, her iki anneden birinin kabusu oluyor. İştahsızlık bazı durumlarda kansızlık, reflü ve bağırsak enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor. Ancak iştahsızlığın ardında bir hastalık yatmıyorsa, düzenli takiplerini yapan hekiminiz kilo-boy-baş çevresi gelişiminin yaşına uygun seyrettiğini söylüyorsa, çocuğunuz ihtiyacı kadar besini alıyor demektir. Siz yine de iştahsızlık sorunundan yakınıyorsanız, uzmanların önerilerini uygulayarak çözüm bulabilirsiniz.
Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocukların iştahını açmanın püf noktalarını sıraladı.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle sıralıyor:

1. "BU TABAKTAKİLERİN HEPSİ BİTECEK!" DEMEYİN

Hemen her anne bu cümleyi çocuklarına bir kez olsun söylemiştir. Peki ama tabaktaki yemeğin miktarı çocuğunuz için uygun mu? Mide kapasitesi erişkinde 1500 ml kadar oluyor. Oysa mide kapasitesi yenidoğan bir bebekte 30 ml iken bu rakam ergenliğe doğru ancak 1000 ml civarına ulaşıyor. Çocuğunuzun mide kapasitesini en kolay, bir öğünde yemesini ve içmesini istediğiniz gıdaların hepsini küçük bir poşete koyarak anlarsınız. Sizce çocuğunuzun midesi bu kadar büyük mü? Çocuğunuzun tabağına sadece yiyebileceği kadar yemek koymaya özen gösterin.

2. EK GIDAYA SEBZE İLE BAŞLAYIN

Ek gıda dönemi aslında bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı bir süreç. Dolayısıyla ek gıda verirken bebeğinizin ilk tanışacağı gıdalar sebze grubundan olursa damak tadı buna uygun gelişecektir.

3. BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA GEÇMESİNE İZİN VERİN

Ne zaman ne yiyeceğine, ne giyeceğine, ne oynayacağına karar verdiğiniz bebeğiniz artık yok. Karşınızda kendi kararlarını veren, kendi isteklerinin ve sevmediklerinin farkında olan ve tabii ki buna göre yaşamak isteyen bir “çocuk” var. Sınırlarını yine sizin belirlediğiniz bir dünyada kendi kuralları ile var olmak isteyen bir çocuk. Ağzına kaşığı eskisi kadar kolay sokamamanız da çok doğal bu durumda. Bu yüzden elinizde kaşık veya çatal ile peşinde koşmayın, bırakın kendisi kendi ihtiyacı kadar yesin.

4. İŞLER DÜZENE  GİRENE KADAR ARA ÖĞÜNLERİ KALDIRIN

Abur cubur ve hazır meyve sularının tüketimi kan şekerinde ani değişiklikler yaparak öğün öncesinde iştahı kapatıyor. Zaten küçük olan mide hacmi ara öğün ile dolmuş olan çocuğunuzdan ana öğünlerde performans beklemeyin. Bu yüzden yemek aralarında çocuğunuza “Zaten yemeğini de yemedi, aç kalmasın” mantığı ile yiyecek bir şeyler vermeyin.

5. GÜNLÜK PROGRAMIMIZ BELLİ OLSUN

Genellikle bebekliğinden itibaren uyku saatleri düzenli olan çocukların yemek saatleri de otomatik olarak düzene giriyor. Saatleriniz belirli olursa çocuğunuzun vücut ritmi de bu programa uyum sağlayacak. Bunun sonucunda çocuğunuz yemek saatlerinde acıkmaya, uyku saatlerinde de esnemeye başlayacaktır.

6. GECE ÖĞÜNLERİNE SON VERİN

Yaklaşık 9.aydan sonra gece beslenme ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu aylardan sonra bebeğinize vereceğiniz gece öğünleri reflü, orta kulak iltihabı ve diş çürükleri gibi riskleri beraberinde getiriyor. Üstelik çocuğunuz karnı tok olduğu için sabah kahvaltısına da isteksiz başlayacaktır.

7. TEMEL REİS OLMAYIN
Siz ıspanağı ağzınıza sürmezken çocuğunuza Temel Reis olmayın. Çocuklar dünyayı anne-babalarının yüzleri ile tanırlar. Siz karnabahar tadını alınca yüzünüzü buruşturuyorsanız, çocuğunuz da bu besini tükürecektir.

8. SOFRADAN "TECRİT" ETMEYİN

Her çocuğun, ne kadar döküp saçarak da yese,  sosyal iletişiminin artması ve sofra adabını öğrenmesi için aileyle aynı sofraya oturması gerekiyor. Çocuğunuz, ailenin bir arada olduğu sofrada oturmalı. Bunun yerine tek başına mama sandalyesinde oturur ve karşısında onu yedirmek için uğraşan bir kişi ile karşılaşırsa, yemek yemeye doğal bir şey gözüyle bakmayacaktır.

9. KÖFTELERE SEBZE KATIN
Çocuğunuz sebze yemekten kaçınıyorsa, sevdiği yemeklere, örneğin çorbalara veya köftelere rendelediğiniz sebzeleri ekleyebilirsiniz. Yapabileceğiniz bir başka şey de havuç ya da salatalık gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk şeklinde hazırlamak. Bu tarz bir sunum çocuğunuzun hoşuna gidebilir. Yemek tabaklarındaki yiyeceklerden suratlar, trenler yapmak da çocuğunuzun hoşuna gidecektir. Ayrıca siz de evde bolca sebze tüketerek ona örnek olmalısınız.

10. ET SEVMİYORSA YUMURTA YEDİRİN

Et yemeyi sevmiyorsa dolmanın içine kıyma ekleyebilirsiniz. Eğer sadece kırmızı eti reddediyorsa, tavuk veya balık yedirebilirsiniz. Makarnanın üzerine kıymalı sos yapmak veya çok sık olmamak şartıyla kıymalı börek yedirmek de bir alternatif olabilir. Çocuğunuz ısrarla etten kaçınıyorsa yumurta sarısı, yoğurt, süt veya peynir de protein yerine geçecektir.

11. CEZA VEYA MADDİ ÖDÜL VERMEYİN

Yemek yemek istemiyorsa, ısrar etmeyin. Ancak yemeğini istekle, özellikle de kendisi yemişse, haftalık öğün tablosu yapıp, o öğün için bir gülen yüz etiketi yapıştırmasını sağlamanız onu motive edecektir.

12. ISRAR ETMEYİN ANCAK ALTERNATİF DE YARATMAYIN

Çocuğunuz yemeğini bitirmemeyi tercih etmiş olabilir. Bu durumda ısrar etmeyin, ancak ara öğünde de bir şey vermeyin. O zaman çocuğunuz bir sonraki öğünü beklemesi gerektiğini öğrenecektir. Ancak aklınızda bulunsun, bu düzenin oturması vakit alabilir.

Kaynak: Hürriyet

2 Haziran 2012 Cumartesi

Nasıl kilo alırım?

 
Kilo vermek üzerine yazılmış birçok makale vardır. Çünkü fazla kilolu olma sorunu, günümüzde sıklıkla karşılaştığımız bir sorundur. Fakat bazı durumlarda insanların kilo almaya da gereksinimleri olabilmektedir. Bazıları için kilo almak, vermek kadar zor olabilir!

Ani kilo kaybınız varsa ve bunun nedenini bilmiyorsanız derhal doktorunuzla görüşün. Bu kilo kaybının sebebi diğer bazı sağlık sorunları olabilir. Normal, hatta normalin üstünde yediğiniz halde kilo alamıyorsanız aşağıdaki yazıyı okuyun.


Öncelikle bir dahiliye doktoruna muayene olarak kilo almanıza engel herhangi bir hastalığınız olup olmadığını araştırın. Kilo almanıza engelleyen bir hastalığınız yok ise;

* Besin piramidini öğrenin ve buradaki besin gruplarını en üst sınırda tüketin. Kilolu kişiler için olduğu kadar zayıf kişiler için de piramidin en üstünde bulunan yağ ve rafine sekerleri fazla tüketmek doğru değildir. Diyetisyeniniz veya doktorunuz önermediği sürece günlük enerjinizin yağdan gelen kısmının yüzde 30'un üzerine çıkmasına izin vermeyin; yağ alımının kontrolde olması sağlıklı bir kalp-damar sistemi için gereklidir.

* Daha yoğun kalorili besinlere yönelin. Bu sayede aldığınız besinlerin miktarını arttırmadan daha fazla enerji alımı gerçekleşecektir. Örneğin, taze meyve yerine meyve kurularını veya bunlardan yapılmış meyve sularını tercih edin. Çorbalarınızı yumurta veya süt ile terbiye edin. Salatalarınıza zeytinyağı koyun ve peynir, balık, tavuk gibi proteinden zengin gıdalar ekleyerek süsleyin.

* Daha sık beslenin. Gün içinde 5-6 öğün tüketmeye çalışın. Öğünlere fazla yüklenmeyeceğiniz için istenmeyen kan değerleri de ortaya çıkmayacaktır.

* Yemeklerle beraber sıvı tüketmeyin yemeklerden yarım saat önce veya sonra sıvı tüketimine yönelin. Kahve, çay, diyet soda ve gazozlu içecekler yerine meyve suyu ve süt gibi enerji değeri zengin olduğu kadar besin öğelerince de zengin sıvılar tüketin.

* Etiket bilgisi okumayı alışkanlık haline getirin; bilinçli tüketici olun. Besin öğeleri yönünden zengin gıdaları seçin. Kendi zevkinize göre yüksek enerjili karışımlar hazırlayın (örn: süt, meyve püreleri bir miktar dondurma ile evde kendi tatlınızı üretin veya sütlü tatlılarınızı meyve veya meyve kuruları ile zenginleştirin).

* Seçeceğiniz besinler hakkında en uygun rehberlik hizmeti alabileceğiniz kişi diyetisyendir. Yardım istediğiniz kişinin bu işin uzmanı olmasına dikkat edin.

* Kendinizi aç hissetmiyor musunuz, iştahınız mı yok? Bunun birçok sebebi olabilir (hastalık, ağrı, yorgunluk, depresyon, ilaç kullanımı, besin öğesi eksikliği) bu konuda önce doktorunuzla görüşün.

* Besin seçimleri ve hazırlama aşamalarında mutlaka yer almaya çalışın. Kendinizin içinde bulunacağı sistemlerle hazırlanan yemekler daha lezzetli olacaktır. Yemek yediğiniz ortamları neşelendirin mesela sevdiğiniz arkadaşlarınızla sevdiğiniz ortamlarda beraber yemek yiyin.

Not: Buradaki öneriler yeme bozukluğu olan ve kilo sorunu yaşamı tehdit edici boyutta olanlar için geçerli değildir.