kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Aralık 2014 Salı
Saç boyaları kanser yapıyor
Kadın ve erkeklerin güzel ya da daha genç görünmek için boyadıkları saçları kanser riskini artırıyor. Uzmanlar sık sık kullanılan saç boyalarının lenfoma ve mesane kanserine yol açtığını belirtiyor.
Güzel ve genç görünmek her yaşta herkesin arzusu. Ancak bazı zamanlar güzelleşme merakı hastalıkları da beraberinde getiriyor. Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin K'mi Büyüközer, yapılan araştırmalarla bazı saç boyalarının lenfoma ve mesane kanseri gibi hastalıklara sebep olduklarının tespit edildiğini belirtti. Dr. Büyüközer, açıklamaların dikkate alınması gerektiğini araştırmaların, bu ürünleri dayatan ülkelerin bilim insanları tarafından yapıldığını ve kanser riski taşıyan bu tür ürünlerin kullanılmaması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:
Lenfoma Kanseri
"Daha güzel veya daha genç görünmek için saç boyamaya devam edenler bu tür hastalıklara yakalanma riskini göze almış oluyor. Saç boyalarının, lenfoma kanseri riskini artırabildiği, yeni bir araştırmada daha tespit edildi. Barselona'daki Katalan Onkoloji Enstitüsü'nden Dr. Silvia de Sanjose ile meslektaşlarının araştırması saç renklendiricilerini 1980'den önce kullanmaya başlayan kadınların lenfoma riskini artırdığı vurgulandı."
31 Temmuz 2014 Perşembe
Acı kayısı çekirdeği kanserli hücreleri öldürüyor
Acı kayısı çekirdeği ve amigdalinin kanserli hücreleri öldürdüğü, sağlıklı hücreleri ise yenilediği tespit edildi.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ve Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal tarafından deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmada, acı kayısı çekirdeği ve amigdalinin kanserli hücreleri öldürdüğü, sağlıklı hücreleri ise yenilediği belirlendi.
Prof. Dr. Karabulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2 yıldır sürdürdükleri "Acı Kayısı Çekirdeğinin ve Amigdalinin (Vitamin B17) Kanserli Hücrelerdeki Etkisi" adlı çalışmanın tamamlandığını söyledi.
Deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmanın İnönü Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında desteklendiğini kaydeden Karabulut, deney hayvanlarını 7 gruba ayırdıklarını ifade ederek, "Her bir grubu kendi içerisinde kontrolleriyle kıyasladık. Deney hayvanlarına yüzde 5 ve yüzde 3 oranında acı kayısı çekirdeği verdik. Bu, günde 3 ya da en fazla 5 acı kayısı çekirdeğine tekabül edebilir. Acı kayısı çekirdeğinin içerisindeki zehirli maddeler nedeniyle dikkatli kullanılması gerektiği için oranı düşük tuttuk. Bir öldürücü doz var. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki bir kilograma yakın acı kayısı çekirdeği yediğiniz takdirde ancak o etkiyi gösterebilir, öldürücü doza gelebilir" diye konuştu.
Karabulut, deney hayvanlarında karaciğer kanseri oluşturduklarını belirterek, "Deney hayvanlarında acı kayısı çekirdeğini değişik oranlarda denedik. Bu değişik oranlardaki denememiz neticesinde acı kayısı çekirdeğinin özellikle kanser hücreleri üzerine olumlu etkileri olduğunu, kanser hücrelerini öldürdüğünü, diğer taraftan da sağlıklı hücrelerin yenilenmesini sağladığını gördük. Özellikle karaciğer enzimleri üzerine yüzde 5 oranında denediğimiz acı kayısı çekirdeğinin oldukça olumlu etkilerini izledik" dedi.
Kobayları, acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında bulunan amigdalinle de beslediklerini dile getiren Karabulut, şunları kaydetti:
"Amigdalinin ağrı kesici etkisi var. Diyabet hastalarında kullanıldığını biliyoruz. 'Bunu kanserde uygularsak nasıl etkisi olur' diye düşündük. Bu anlamda elde ettiğimiz amigdalini de yine bu kanser modelini oluşturduğumuz farelere yedirdiğimizde olumlu etkileri olduğunu gördük. Hem acı kayısı çekirdeğinin hem de amigdalinin çok ciddi olumlu etkileri olduğunu, kanseri artıran enzimlerin azaldığını fakat kanseri baskılamaya çalışan vücudumuzun otokontrol mekanizmasının andioksidanlarını arttırdığını gördük."
Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, araştırmada kullandıkları amigdalinin İnönü Üniversitesi'nde laboratuvarda elde edildiğini söyledi.
- Araştırma, Dünya Laboratuvar Kongresi'nde ilgi çekti
Araştırmanın, Uluslararası Klinik Kimya ve Tıbbi Laboratuvarlar Federasyonu adına Türk Biyokimya Derneği'nce geçen ay İstanbul'da düzenlenen Dünya Laboratuvar Kongresi'nde büyük ilgi çektiğini belirten Karabulut, "Özellikle sadece acı kayısı çekirdeği değil, aynı zamanda bunun içerisindeki amigdalin elde edilerek kanser üzerine etkisi araştırıldığı için çok daha dikkat çekti. Bu çalışma, dünya literatüründe daha önce hiç yapılmamış. Özellikle acı kayısı çekirdeği olması dikkat çekiyor çünkü içerisinde zehirli madde var ancak ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Bunun, kanserin ağrılarının dindirilmesi ve kanserin oluşturduğu hasarların giderilmesinde etkili olduğunu ilk defa bu çalışmayla göstermiş olduk" diye konuştu.
- "Kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme"
Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal da amigdalinin dünyada 2 bin farklı bitkide bulunduğunu belirterek, "Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6, bademde yüzde 2 oranında amigdalin var. Onun dışında darıda var. Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında olunca 'biz bunu ekonomiye nasıl kazandırabiliriz' diye düşündük. Bunun üzerine çalıştık. Bu acı kayısı çekirdeğinden elde ettiğimiz amigdalin de bu çalışmanın temelini teşkil ediyor" ifadesini kullandı.
Amigdalinin acı kayısı çekirdeğinden elde edilmesi sırasında saflığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Önal, "Bu ürettiğimizin saflığı yüzde 99,9. Yüksek saflıkta" dedi.
Önal, şunları söyledi:
"Bu çalışmayla amacımız, Malatyamız ve ülkemiz için önemli olan acı kayısı çekirdeğindeki amigdalini izole edip, hem acı kayısı çekirdeğinin kendisini hem de bundan izole ettiğimiz amigdalini endüstriyel bir ürün olarak kanser araştırmalarında nasıl kullanabiliriz, bunu görmekti. Gerek acı kayısı çekirdeği kullanıldığında gerekse de amigdalin kullanıldığında kanserli hücreler üzerinde olumlu etkisi olduğu ispatlanmış oldu. Acı kayısı çekirdeğini herkese gönderemezsiniz ama bundan izole ettiğiniz amigdalini birer 100 miligramlık, 200 miligramlık tabletlere dönüştürüp dünyada herkese pazarlayabilir, herkesin kullanımına sunabilirsiniz."
Çin'in amigdalini tamamen acı kayısı çekirdeğinden, ABD ve Meksika'nın ise acı bademden üretmesine karşılık bu maddenin Türkiye'de üretilmediğini kaydeden Önal, "Perakendede kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme. Amacımız, bu tür ilaç ve gıda endüstrisinde kullanılacak bitki özlerinin ekonomik ölçüde üretimini sağlayıp endüstrinin hizmetine sunmak" diye konuştu.
Önal, İtalya ve Fransa'ya acı kayısı çekirdeği ihraç eden Türkiye'de amigdalinin de üretilmesi gerektiğini söyledi.
Kaynak: AA
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ve Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal tarafından deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmada, acı kayısı çekirdeği ve amigdalinin kanserli hücreleri öldürdüğü, sağlıklı hücreleri ise yenilediği belirlendi.
Prof. Dr. Karabulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2 yıldır sürdürdükleri "Acı Kayısı Çekirdeğinin ve Amigdalinin (Vitamin B17) Kanserli Hücrelerdeki Etkisi" adlı çalışmanın tamamlandığını söyledi.
Deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmanın İnönü Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında desteklendiğini kaydeden Karabulut, deney hayvanlarını 7 gruba ayırdıklarını ifade ederek, "Her bir grubu kendi içerisinde kontrolleriyle kıyasladık. Deney hayvanlarına yüzde 5 ve yüzde 3 oranında acı kayısı çekirdeği verdik. Bu, günde 3 ya da en fazla 5 acı kayısı çekirdeğine tekabül edebilir. Acı kayısı çekirdeğinin içerisindeki zehirli maddeler nedeniyle dikkatli kullanılması gerektiği için oranı düşük tuttuk. Bir öldürücü doz var. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki bir kilograma yakın acı kayısı çekirdeği yediğiniz takdirde ancak o etkiyi gösterebilir, öldürücü doza gelebilir" diye konuştu.
Karabulut, deney hayvanlarında karaciğer kanseri oluşturduklarını belirterek, "Deney hayvanlarında acı kayısı çekirdeğini değişik oranlarda denedik. Bu değişik oranlardaki denememiz neticesinde acı kayısı çekirdeğinin özellikle kanser hücreleri üzerine olumlu etkileri olduğunu, kanser hücrelerini öldürdüğünü, diğer taraftan da sağlıklı hücrelerin yenilenmesini sağladığını gördük. Özellikle karaciğer enzimleri üzerine yüzde 5 oranında denediğimiz acı kayısı çekirdeğinin oldukça olumlu etkilerini izledik" dedi.
Kobayları, acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında bulunan amigdalinle de beslediklerini dile getiren Karabulut, şunları kaydetti:
"Amigdalinin ağrı kesici etkisi var. Diyabet hastalarında kullanıldığını biliyoruz. 'Bunu kanserde uygularsak nasıl etkisi olur' diye düşündük. Bu anlamda elde ettiğimiz amigdalini de yine bu kanser modelini oluşturduğumuz farelere yedirdiğimizde olumlu etkileri olduğunu gördük. Hem acı kayısı çekirdeğinin hem de amigdalinin çok ciddi olumlu etkileri olduğunu, kanseri artıran enzimlerin azaldığını fakat kanseri baskılamaya çalışan vücudumuzun otokontrol mekanizmasının andioksidanlarını arttırdığını gördük."
Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, araştırmada kullandıkları amigdalinin İnönü Üniversitesi'nde laboratuvarda elde edildiğini söyledi.
- Araştırma, Dünya Laboratuvar Kongresi'nde ilgi çekti
Araştırmanın, Uluslararası Klinik Kimya ve Tıbbi Laboratuvarlar Federasyonu adına Türk Biyokimya Derneği'nce geçen ay İstanbul'da düzenlenen Dünya Laboratuvar Kongresi'nde büyük ilgi çektiğini belirten Karabulut, "Özellikle sadece acı kayısı çekirdeği değil, aynı zamanda bunun içerisindeki amigdalin elde edilerek kanser üzerine etkisi araştırıldığı için çok daha dikkat çekti. Bu çalışma, dünya literatüründe daha önce hiç yapılmamış. Özellikle acı kayısı çekirdeği olması dikkat çekiyor çünkü içerisinde zehirli madde var ancak ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Bunun, kanserin ağrılarının dindirilmesi ve kanserin oluşturduğu hasarların giderilmesinde etkili olduğunu ilk defa bu çalışmayla göstermiş olduk" diye konuştu.
- "Kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme"
Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal da amigdalinin dünyada 2 bin farklı bitkide bulunduğunu belirterek, "Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6, bademde yüzde 2 oranında amigdalin var. Onun dışında darıda var. Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında olunca 'biz bunu ekonomiye nasıl kazandırabiliriz' diye düşündük. Bunun üzerine çalıştık. Bu acı kayısı çekirdeğinden elde ettiğimiz amigdalin de bu çalışmanın temelini teşkil ediyor" ifadesini kullandı.
Amigdalinin acı kayısı çekirdeğinden elde edilmesi sırasında saflığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Önal, "Bu ürettiğimizin saflığı yüzde 99,9. Yüksek saflıkta" dedi.
Önal, şunları söyledi:
"Bu çalışmayla amacımız, Malatyamız ve ülkemiz için önemli olan acı kayısı çekirdeğindeki amigdalini izole edip, hem acı kayısı çekirdeğinin kendisini hem de bundan izole ettiğimiz amigdalini endüstriyel bir ürün olarak kanser araştırmalarında nasıl kullanabiliriz, bunu görmekti. Gerek acı kayısı çekirdeği kullanıldığında gerekse de amigdalin kullanıldığında kanserli hücreler üzerinde olumlu etkisi olduğu ispatlanmış oldu. Acı kayısı çekirdeğini herkese gönderemezsiniz ama bundan izole ettiğiniz amigdalini birer 100 miligramlık, 200 miligramlık tabletlere dönüştürüp dünyada herkese pazarlayabilir, herkesin kullanımına sunabilirsiniz."
Çin'in amigdalini tamamen acı kayısı çekirdeğinden, ABD ve Meksika'nın ise acı bademden üretmesine karşılık bu maddenin Türkiye'de üretilmediğini kaydeden Önal, "Perakendede kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme. Amacımız, bu tür ilaç ve gıda endüstrisinde kullanılacak bitki özlerinin ekonomik ölçüde üretimini sağlayıp endüstrinin hizmetine sunmak" diye konuştu.
Önal, İtalya ve Fransa'ya acı kayısı çekirdeği ihraç eden Türkiye'de amigdalinin de üretilmesi gerektiğini söyledi.
Kaynak: AA
7 Temmuz 2014 Pazartesi
Cipslerle ilgili korkutan açıklama
Avrupa Birliği Gıda Maddelerini Denetleme Dairesi (Efsa) patates cipslerde Akrilamid olarak adlandırılan kanser yapıcı zehirli maddelere rastlandığını açıkladı.
Açıklamada 43 bin 419 ayrı yiyecek maddesinde yapılan araştırma sonucunda patates cipsi, patates kızartması, ekmek, tahıl bazlı yiyecekler ve kahvede kanser yapıcı maddeye rastlandığı bildirildi. Açıklama, Finlandiya, İsveç, Norveç ve Danimarka gibi ülkelerden oluşan İskandinavya’da endişe yarattı.
İsveç Gıda Maddeleri Kontrol Dairesinden, Toxikolog Lilianne Abramsson Zetterberg, “Rapora göre bahsi geçen yiyecek maddelerinde olması gerekenin çok ötesinde tehlikeli madde var. Ancak sınır nedir bu konuda bir açıklama yapılmıyor. Rapora bakıldığında her maddede, değişik miktarlarda kanser yapıcı tehlikeli madde var. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki tehlikeli olmadan yiyebildiğimiz bir şey var mı bilmiyorum” dedi.
İsveç Gıda Maddelerini Kontrol Dairesinden gelen bu açıklamanın ardından diğer İskandinav ülkeleri de söz konusu gıda maddelerinin daha iyi kontrol edilmesi için harekete geçtiler.
20 Ekim 2012 Cumartesi
Omega-3 mucizesi
Omega 3 Nedir?Omega-3 yağ asitleri 'esansiyel' yani temel yağ asitleri olarak bilinir. Vücudunuzda üretilmediği için mutlaka besinlerden almanız gerekir. Pek çok formu bulunan bu yağ asitlerinin anahtar görev yapanları EPA (Eicosapantaenoik asit) ve DHA’dır (Docosahexaenoik asit).Esansiyel olan bu yağ asitlerinin yeterli miktarda alınamaması başta kardiyovasküler bozukluklar olmak üzere birçok hastalığı beraberinde getirecektir.
Omega 3 Neden Önemlidir?
Hem EPA hem de DHA sağlık için önemli görünmektedir, özellikle DHA'nın önemli olduğu düşünülmektedir, çünkü beynin gri maddesi, retina ve sinirler gibi kilit dokuların yapısının önemli bir kısmını DHA oluşturur. Bu dokulardaki kuru maddenin %25'i ila %40'ına varan kısmını DHA oluşturabilir.
Omega 3'ün Faydaları
Omega 3, bazı seçkin besinlerde bulunan ve hücre yenilenmesi dahil birçok önemli fonksiyonu olan bir yağ asidi ve cilt dostudur. Cildi içten nemlendirir, yeniler, cilt altı bağ dokusunun temel taşları olan kollajen ve elastini korur böylece yaşlanmayı geciktirir. Ancak Omega 3'ten yeteri kadar faydalanabilmeniz için onu hem içten hem dıştan kullanmanız gerekir. Omega 3 içeren gıdaların düzenli ve çeşitli olarak her gün tüketilmesi hem sağlığınız hem cildiniz için çok önemlidir. Antiaging kürlerinde de önerdiğim bu uygulamanın sonuçları ancak düzenli kullanımda yüz güldürüyor.
Kimler Omega 3 alamalı?
- Kardiyovasküler problemi olanlar,
- By-pass ameliyatı geçirmiş olanlar
- Hamile bayanlar
- Romatolojik problemi olanlar,
- Menopoz dönemindeki bayanlar,
- Kolesterol ve trigliseridi yüksek olanlar,
- Depresyon problemi olanlar
- 30 yaş üstü herkes,
- Bir rahatsızlığı bulunmayan ama ilerleyen yaşlar için kendini koruma altına almak isteyen herkes.
- Diyabet hastaları
- Okul çağındaki çocuklar
Vücudun omega-3 yağ asidine ihtiyacı daha anne karnında başlar, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyunca bu ihtiyaç devam eder.
Omega 3 sayesinde;
- Trigliseritler ve kolesterol düşer, böylece ateroskleroz ve buna bağlı kalp hastalıkları, kalp krizi ve akut inme riski azalır.
- Bağışıklık sistemi güçlenir
- Kansere karşı koruma sağlanır
- Beyin, retina, sperm, cilt hücreleri güçlenir
- Kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur (diyabet için faydalı)
- Kanı inceltir ve akışını kolaylaştırır, kanın pıhtılaşmasını önler
- Yangı önleyici etkisiyle romatizmal hastalıklara karşı koruma sağlar
Omega-3 alımının hamilelikte sağladığı faydalar
- Erken doğum riskini azaltır
- Bebeğin retine ve beyin gelişimine fayda sağlar
- Bebeğin matematik zekası, okuma, yazma gibi becerilerinin gelişmesine yardımcı olur
- Lohusalık sendromundan korur
Omega-3 hangi besinlerde bulunur?
Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (somon balığı), Orkinos tipi ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi, Keten tohumu yağı (%60), Ada çayı yağı (%54), Kivi (%52), Perilla(%58), Semizotu(%35) daha az oranlarda ceviz, badem, fındık, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, çörek otu yağı, kanola yağı, soya yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.Yıllardır tüketiciler; omega-3 yağ asitlerini kullanarak kardiyovasküler hastalıkların azaltılmasında yararlı olduklarını öğrenmişlerdir. Halen kardiyologlar reçetelerinde takviye olarak omega-3 vermektedirler, genel olarak yapılan pek çok çalışmada bilimadamları verilere göre omega-3 yağ asitlerinin erken ölüm riskini düşürdüğünü de belirtmektedirler. Bu azalma sadece bilinen kronik hastalıklarda örneğin kardiyovasküler hastalıklarda, kanser hastalarında ayrıca sağlıklı görünen kişilerde de mevcuttur.
Omega-3, omega- 6' ya nazaran çok daha değerli 1/4'ten fazla alınması faydalıdır fakat diyetlerimizde maalesef omega 6 -da fazla miktarda bulunmaktadır. Sağlıksız modern batı diyetlerinde bu oran çok düşüktür. Emflamatuar sitokinlerle ortaya çıkan artış yetersiz omega alımından dolayıdır. Omega- 3 özellikle EPA (eicosapentaenoic asit ) DHA (docosahexaenoic asit) balık yağlarının içinde bulunan dramatik bir etkiye sahiptir.Eğer omega- 3 tüketimimizi arttırabilirsek (balık,balık yağı, keten tohumu yağı gibi) omega -3 tüketimi artmasıyla omega -6 tüketimi azalacak bir dizi enflamasyon üzerine etkiyle kaynaklanan yaşlanma yavaşlatılarak,daha uzun ve kaliteli yaşam şansını arttırabiliriz.Omega -3 stres ve kortizol hasarı ile mücadele eder, kronik stres ve stres hormonlar kortizol,adrenalin,nöroepinefrinin vücutta artmasıyla yaşlanma hızlanır. Bunlar büyük katkıda bulunarak erken ölüm nedenlerini çoğunlukla artan riskle kronik kalp hastalıklarına,bulaşıcı ve metabolik bozukluklara ve hatta kanserle ilgisine rastlanmıştır. Omega- 3 takviyesi çalışmalarda gösterilmiştir ki yukarda bahsettiğimiz hormonların seviyesini düşürür ve engeller. Kronik ruhsal hastalıklarda özellikle depresyon ve anksiyetede doğal nedenlerle oluşan şok edici erken ölümler gözükebilmektedir. Bu oran ABD'de nüfusun %5' ini etkileyebilir ve erken ölümlerle ilintilidir. Omega -3 beyin zarlarında temel bileşenlerdendir. Sinir hücre ağının aktarımına seratoninle birlikte yardımcı olur antienflamatuar etkilerini göstererek beyin hücrelerinin kaybının önlenmesinde de faydalıdır. Depresif bozukluk ve bipolar bozuklukları olanlarda omega- 3 seviyesi düşük bulunmuştur. Günde 1-2 gram EPA veya DHA günlük doz alımı yaşlılarda özellikle bu semptomları düzelttiği de bazı çalışmalarda gösterilmiştir.
Bilmemiz gerekenler; omega-3 yağ asitleri kalp ve damar hastalığında, ölümleri önlemede köklü bir role sahiptir,yeni yapılan çalışmalar bu yararlı yağların çeşitli nedenlerden dolayı erkan ölüm riskini azaltmakta olduğunu göstermiştir.Toplam vücut düzeyininin iltihabını azaltarak omega -3 bize neden olan birçok durumda erken ölüm riskini düşürmektedir. Omega-3 düzeyleri yüksek tutarak ,omega-6düzeylerinide düşük tutarak ;metabolik sendrom,depresyon,ve anksiyete belirtileri,çeşitli kanser türlerinin çeşitli biçimlerde her biri erken ölümle ilgili karaciğer ve böbrek hastalıklarını önlemede yardımcı olur. Ayrıca kronik stres ve yüksek kortizol seviyelerinin ölümcül etkilerini azaltmak için katkıda bulunur. Omega- 3'ün antiobeziteyi etkilediğine ve önlediğine dair iddia edilen çalışmalarda vardır.Kanserde çok sık karşılaştırılan nedenler şunlardır;diyet birçok gelişim açısından önemli bir faktördür. Akdeniz beslenme diyetinde kanser oranları ile ilişkisi olarak sebze,meyve ve zengin balıklardan oluşur.Yapılan bir çalışmada akdeniz diyetiyle karşılaştırıldığında kanserde %50 'nin altında azalma ABD'ki kalp derneği ve kanser derneği tarafından önerilmiştir.
Kanser her türlü zamansız ölüm nedenlerindendir. Diyet, çeşitli kanser gelişiminde önemli bir faktördür evvelcede sölediğimiz gibi kansere karşı bir korunmadır. İltihap, aynı zamanda ultraviole ışınları da cilt kanserinin gelişiminde önemli rol oynar. Yapılan çalışmalar, doğal olarak verilen omega-3' ün kanseri azalttığı ve gerilettiğini göstermiştir. Günde 3 gram civarında alınan saf omega -3, güneş yanığından derinin kanserleşmek üzere olan hücrelerinden ve içinde dolaşan kan hücrelerini DNA hasarından korumaktadır.Meme ve prostat kanserlerinde önleyici bir etkisi gösterilmiştir. Özelikle de prostat kanserlerinde PSA' nın düşmesinde kemik metastazında faydalı olmakta ve erken ölüm riskini azaltmaktadır. Premenapoze kadınlarda omega- 3 ile erken evrede kanserin nüks etkisini azalttığı da gösterilmiştir. Kolon kanserlerinde de omega -3 alımı fayda sağlamıştır. Böbrek hastalığı nedeniyle 46 bin amerikalı her yıl ölmektedir. Böbrek hastalıklarında omega -3 alımı %31 oranında fayda sağlamıştır ayrıca metastatik kanserlerde kemik metastazlarında genellikle kemik kırıklıklarına mani olmakta onun dışında da osteoporozu olan kadınlarda kırıkları azaltmaktadır. Astım ve KOAH 'da da omega-3 alımı faydalıdır. Beyin metastazlarında omega- 3sağlıklı beyin hücre sayısını arttırdığı ve depresyona cok iyi geldiği 2010 ağustos ayında yapılan bir çalışmada gösterilmiştir. Gene ABD'de 2008 Yılında yapılan çalışmada omega -3 eksikliği olan grupta ömrün daha kısa olduğu gösterilmiştir.Ayrıca bitkisel omega- 3 'ün, (keten tohumu gibi )adet görmeyen kadınlarda ateş basmasını%50 azalttığı yine meme kanseri riskini azalttığı da çalışmalarda gösterilmiştir.Ancak hasta meme kanserine yakalandıktan sonra receptörleri pozitif ise keten tohumu almamalıdır.
Genellikle kilo kaybı kansere bağlı olarak özellikle mide kanserlerinde, özefagus kanserlerinde, pankreas kanserlerinde, baş, boyun tümörlerinde günde 3 gramın üstünde omega- 3 alımı hastanın genel durumunu toparlamasına neden olur. Omega -6 araçhidonik asit enzimi 5(LOX)prostat kanserinin ilerlemesine sebep olur onun için omega- 6 bloke edilebilmek için omega- 3 ve boswelia serrata verilmesi faydalı olduğu yine son bir çalışmada gösterilmiştir.Yine omega-3 prostat hipertrofisi(prostat büyümesi) keten tohumunun randomize bir çalışmada şikayetleri %70 oranında azallttığı 2008 yılında yapılan bir çalışmada gösterilmiştir.
Prof. Dr. Erkan Topuz
YUMURTAYI ASLA KATI PİŞİRMEYİN
Yumurtayı sakın katı olarak pişirmeyin. Katı olarak pişirilince kanserojen madde birikiyor. Rafadan veya çok az pişmiş yiyin. Dolaşan ve kümesinde horoz olan tavuğun yumurtasında Omega 3 zengin. Omega 3 ise yaşamın mucizesi. Faydası saymakla bitmiyor.
KIRMIZI ET YERİNE BALIK
Kırmızı et yerine balık ve dolaşan kümes hayvanları tüketin! Özellikle hindi tavsiye ediliyor. Omega 3 balıkta en yüksek olan gıdadır.
KILÇIĞI MUCİZE
Balığın kılçığı çok faydalı. Menapoza giren, kemik hastası olanlar kılçıkları çöpe atmayıp, tülbent içinde yemeğin içine sarkıtıp yemekle pişirsinler ve yemeği yesinler. Çünkü kemiğinde büyük fayda var.
KANSERİ ÖNLÜYOR
Balıktaki Omega 3 kemiği güçlendiriyor. Meme, mide, prostat kanserinde ve hatta sigara içenlerde yüzde 5 oranında koruma sağlıyor.
HANGİ BALIKLAR YENMELİ?
Dip balıklarında civa büyük miktarda var. Mezgit, kalkan gibi dip balıklarını ayda ya da 15 günde bir yiyin. Devamlı yemeyin. Ama hamsi, palamut, lüfer, uskumru, kolyoz gibi bütün yüzey balıklarını sınırsız yiyebilirsiniz.
AĞZINIZA SÜRMEYİN!
Marmara, Ege, Karadeniz'den dipten istiridye, midye, karides ağzınıza sürmeyin! Bu canlılar denizin dibindeki zehiri içinden geçiriyor.
Kaynaklar:
http://www.erkantopuz.com
http://tr.wikipedia.org
http://www.ahaber.com.tr
http://www.hthayat.com
http://www.merhabahaber.com
14 Ekim 2012 Pazar
Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar
“15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü” ve “1-31 Ekim Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı” nedeni ile Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser tipi olmasına rağmen acaba bu ölümcül hastalık hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Ya da bildiğimizi sandığımız her şey doğru mu? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; meme kanseri hakkında yanlış ama bir o kadar da yaygın inanışlar hastalığın tanı ve tedavi sürecini olumsuz etkiliyor.
“Memede ele gelen her kitle kanserdir”
Yanlış. Memede elimize gelen her sertlik kansere işaret etmez. Bu kitlelerin büyük çoğunluğu iyi huylu çıkmaktadır. Memedeki her 10 kitleden 8’i iyi huyludur; yani kanser değildir. Özellikle ayın belli dönemlerinde ele gelen sertlikler, hassasiyet ya da ağrı olabilir. Bu duruma “fibrokistik meme değişiklikleri” denilmektedir. Bunlar normal değişikliklerdir. Menopozda olup hormon alanlarda da görülebilmektedir. Aylık meme muayenesi yapılarak bu değişiklikler kolaylıkla tanınabilir. Her kadın kendi meme yapısını tanıyabilmesi için düzenli olarak kendi kendine her iki memesini kontrol etmelidir.
“Ailemde meme kanseri yok, bende meme kanseri olmaz”
Yanlış. Bir kişinin ailesinde böyle bir vaka görülmemesi, kendisinde hiçbir zaman meme kanseri gelişmeyeceği anlamına gelmez. Kanser tanısı konulan kadınların %80’inden fazlasının ailelerinde kanser yoktur. Bununla birlikte; ailesinde özellikle birinci derece yakınları kanser olanlarda meme kanseri görülme riski daha fazladır.
“Ailemde meme kanseri var, kesinlikle ben meme kanseri olacağım”
Yanlış. Ailesinde meme kanseri hikayesi olması kişinin meme kanseri gelişme riskini arttırmakla beraber kesinlikle kanser olacağı anlamına da gelmez. Ancak böyle bir durumda mutlaka yakın takip yapılmalıdır. Bu konuda uzman doktorlar tarafından gerektiğinde bazı genetik testler de yapılarak risk değerlendirilmelidir.
“Meme kanseri 20-30’lu yaşlarda görülmez”
Yanlış. Meme kanserinin gelişme riskinin yaş ilerledikçe arttığı doğrudur; fakat meme kanseri sadece yaşlılarda görülen, gençlerde rastlanmayan bir hastalık değildir. Tanı konulanların ortalama yaşı 60 olmakla birlikte, 20’li yaşlarda da görülebilmektedir. Özellikle ailesinde meme kanseri olanlarda hastalığın genç yaşlarda görülme riski daha fazladır.
“Kanser saç kaybına yol açar”
Yanlış. Kanserin kendisi hiç bir zaman saç kaybına yol açmaz. Tedavide kullanılan ilaçlar ve yöntemler nedeniyle saç dökülmesi görülebilir. Ancak meme kanseri tedavisinde giderek daha çok yaygınlaşan “akıllı ilaçlar” ile artık saç kaybı görülmemektedir.
“Mamografiden alacağım radyasyon meme kanserine neden olabilir”
Yanlış. Mamografi kanserin yayılmasına neden olmamaktadır; aksine erken teşhisini sağlayarak, hastalığın bölgelere yerlere yayılmadan tedavi edilme şansını sağlamaktadır. Kanser tedavisinde erken teşhis esastır. Hastalığın diğer organlara ilerlemeden tedavi edilmesi başarı şansını artırır. Mamografi çekilmesi de meme kanserinin erken evrede yakalanmasını sağlar. Yıllık olarak yapılması ile aşırı radyasyon alınmaz. Ayrıca mamografi çekimi sırasında memeye uygulanan sıkıştırma işlemi de kanser gelişmesine yol açmaz.
“Meme kanseri bulaşıcıdır”
Yanlış. Hiçbir kanser bulaşıcı değildir. Bir ailenin birçok bireyinde kanser görülmesi bu yanlış düşünceye sebep oluyor olabilir. Kişi kanser hastalığını başka bir kimseye bulaştıramaz. Ancak rahim ağzı (serviks), karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır.
“Koltuk altı koku gidericiler meme kanserine yol açar.”
Yanlış: Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltuk altı ter ve koku gidericiler ile meme kanseri gelişim riski arasında bir ilişki bulunmamıştır. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü araştırmacılarına göre de bu konuda yeterli bir kanıt yoktur.
“Meme kanseri sadece kadınlarda görülür, erkeklerde görülmez.”
Yanlış. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaşamları boyunca her 8-10 kadından birinde meme kanseri görülür ve yaş ilerledikçe gelişme riski artar. Erkeklerde meme kanseri nadir de olsa görülmektedir. Yaklaşık olarak her 100 meme kanserinin 1’i erkeklerde görülür. Kadınlardaki belirti ve bulgular ile aynı olmakla beraber; bu konunun farkında olunmaması nedeni ile erkeklerde meme kanseri genellikle ileri evrede tanı konulmaktadır.
Kaynak: Milliyet
13 Ekim 2012 Cumartesi
30 yaşından önce anne olmak meme kanseri riskini azaltıyor
Ölüm riski yüksek olan meme kanseri birçok kadının korkulu rüyası. Uzmanlar, formda kalmanın yanı sıra 30 yaş öncesi anneliğin de meme kanseri riskini önleyeceğini belirtiyor. Çünkü geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların vücudu kanserojen maddelerden daha fazla etkileniyor.
Batı ülkelerinde her 8 kadından, Türkiye’de ise her 12 kadından birinde meme kanseri görülüyor. Uzmanlar ise ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranının 30 yaş öncesine göre 2 kat arttığına dikkat çekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinden korunmanın başında ideal kilonun olduğunu söylüyor. Uras, ideal kiloya sahip kadınların, fazla kilolu olanlara göre menopoz dönemi sonrası meme kanserine yakalanma risklerinin de daha az olduğunu vurguluyor. Kadınların erken dönemde anne olmalarını tavsiye eden Uras, yapılan araştırmalara göre ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranının 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat arttığını belirtiyor. Bunun nedenini ise geç doğum yapan veya hiç doğum yapmayan kadınların memelerinin kanserojenik maddelerden daha fazla etkilenmelerine bağlıyor. Uras, meme kanserinden korunmanın püf noktaları için ise bazı tavsiyelerde bulunuyor.
DÜZENLİ SPOR YAPIN
Haftada en az 4 gün spor yapılmasını tavsiye eden Uras, şu önerilerde bulunuyor: Düzenli olarak yapılan spor, kilo kontrolünü sağlıyor ve risk faktörü olan yüksek östrojen düzeyini dengeliyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de güçlendiriyor. Çalışmalar, menopoz öncesi dönemde haftada en az 4 gün düzenli olarak spor yapmanın meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Menopoz sonrası dönemde düzenli olarak uygulanan spor, daha da önemli hale geliyor. Çünkü bu dönemdeki kilo alımı, östrojen düzeyini yükseltiyor ve meme kanseri riskini artırıyor. Kırmızı et kısıtlanarak meyve tüketiminin artırılması çok önemli. Sebze ve meyvelerin içerdikleri antioksidan sayesinde meme kanserinin gelişme riskini yüzde 25 oranında azaltıyor.
ÇOCUĞUNUZU BOL BOL EMZİRİN
Yağ tüketiminin de azaltılması gerektiğine dikkat çeken Uras, çocuğun bol bol emzirilmesi uyarısında bulunuyor: Emzirme hem annenin hem de bebeğin kansere yakalanma riskini düşürüyor. Özellikle bebeğinizin büyümesinde bir sorun yoksa ve doktorunuz gerek görmüyorsa 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.
SİGARA VE ALKOLDEN UZAK DURUN
Sigara ve alkol tüketiminin bırakılması uyarısında bulunan Uras, kadınlık hormonu ilaçlarından da uzak durulması gerektiğine işaret ediyor: Kadınlara; yeşil çay, kırmızı ve beyaz turp, şalgam, brokoli, Brüksel lahanası, havuç, kabak, karnabahar, süt ve süt ürünlerini tüketmelerini öneriyoruz. Keten tohumu, tütsülenmiş ve tuzlanmış salamura etlerden de uzak durulması uyarısını yapıyoruz. Ayrıca stresten uzak durmalarını tavsiye ediyoruz.
Kaynak: Zaman
25 Eylül 2012 Salı
Neşet Ertaş'ı kaybettik
İzmir’de özel bir hastanenin onkoloji servisinde 15 gündür kanser tedavisi gören Türk halk müziğinin usta sesi Neşet Ertaş, sabah saat 08:45 sularında hayatını kaybetti. Sanatçı dün ise “primer hastalığı” yoğun bakım servisine kaldırılan Ertaş, bugün hayatını kaybetti. Neşet Ertaş’ın cenazesinin yarın doğduğu Kırşehir’e getirilecek ve Cacabey Camii’nde kılınacak namazın ardından Bağbaşı Mezarlığı’ndaki babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilecek.
Ünlü bozlakçı Neşet Ertaş’ın adının Kırşehir’deki caddelerde, okullarda ve babası Muharrem Ertaş’la birlikte bir de anıtı bulunuyor.
1 Ağustos 2012 Çarşamba
Cam damacana mı, plastik damacana mı?
Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nevzat Artık, son günlerde tartışma konusu olan damacana sulara ilişkin merak edilenleri Anadolu Ajansı'na anlattı.
Artık, ambalajlı sular, polikarbonat damacanalar ve “Bisphenol A” konusunda bilgi kirliliği bulunduğunu söyledi. Polikarbonat damacanaların kansere neden olmayacağını savunan Artık, damacana su alınırken etiketin üzerindeki Sağlık Bakanlığı iznine, şirket logosu ya da adının damacana üzerine kabartmayla yazılıp yazılmadığına bakılması gerektiğini söyledi ve damacana suların serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz ortamda muhafaza edilmesini önerdi.
Soru: Damacanalardaki Bisphenol A'nın (BPA) insan sağlığına ne gibi zararları vardır?
Yanıt: Normal şartlarda polikarbonat plastik yapımında kullanılan endüstriyel bir organik kimyasal olan BPA suda çözünmemektedir. Çözünse bile miktarı analizle tayin edilemeyecek kadar düşük düzeydedir. Türk ve dünya mevzuatına göre de insan sağlığı açısından herhangi bir risk oluşturmamaktadır. Amerikan Çevre Koruma Ajansı ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) standartlarına göre, Bisphenol A'nın insan sağlığı için güvenli olmayan boyutlara ulaşması için 80 kilogram olan bir bireyin, günde 2 bin litre su tüketmesi gerekmektedir. Bu da imkansızdır.
19 litre su damacanalarının diğer adı olan polikarbon şişelerde bulunan ve “endokrin bozucu” etkisi dolayısıyla kansere neden olabileceği belirtilen BPA'nın suya geçme riskiyle ilgili araştırma, bu riskin, insan sağlığına etkisi açısından “yok denebilecek düzeyde” olduğunu ortaya koymuştur.
Soru: Plastik kaplarda şişelenmiş su sağlıklı mıdır?
Yanıt: Evet. Bütün dünyada şişe suyu için kullanılan ana plastik madde pettir. BPA bu tipte malzemelerin bileşiminde bulunmamaktadır. Tekrar kullanılabilen polikarbon su ambalajlarına ilişkin dünya çapındaki çalışmalar ve hükümetlerin kapsamlı güvenlik değerlendirmeleri sonucunda alınan kararlar, polikarbonat şişelerin tüketicilerin kullanımında güvenli olduğu yönündedir.
Soru: Polikarbonat yerine kullanılması düşünülen alternatif ambalaj mevcut mudur?
Yanıt: Polikarbonat, tüm yasal otoriteler tarafından HOD damacanalarda kullanılması güvenli materyal olarak bildirilmiştir. Buna rağmen BPA ile ilgili basında yer alan açıklamalar tüketicilerin dikkatini çekmekte, bu nedenle de polikarbonata alternatif olacak malzemeler üzerinde çalışmalar sürmektedir.
Polikarbonatın, ambalajlı gıda ve içecek ürünlerinde tercih edilme nedeni hijyenik oluşu, gıda bozulması ve israfına karşı koruma sağlamasıdır. Ayrıca bakterilere karşı korumada üstün etki gösterdiği saptanan polikarbonat, toplumun sağlığını korumak için kullanılan bir maddedir dolayısıyla kansere sebep olması gibi bir durum söz konusu dahi olamaz.
Polikarbonat plastik, gıda ve meşrubat ürün kapları için yaklaşık 50 yıldır tercih edilmektedir. Bu sürede polikarbonat şişelerle ilgili birçok araştırma yürütülmüş; bu araştırmaların ve dünya çapındaki hükümet heyetlerince yapılan çok yönlü güvenlik değerlendirmelerinin sonuçları, polikarbonat şişelerin tüketici kullanımı için güvenli olduğunu ortaya koymuştur.
Soru: Pet şişe kansere neden olur mu?
Yanıt: Ambalajlı sular Sağlık Bakanlığı'nca, ambalajlar ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nca denetlenmektedir. Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine uygun üretilen tüm ambalajlı su ürünleri güvenle tüketilebilir.
Soru: Su damacanalarının plastik yerine cam olması sağlık yönünden daha iyi olur mu?
Yanıt: Hayır. Çünkü damacanalar dönüşümlü ambalajlardır. Her dolumdan önce tam otomasyon sistemlerle yıkanması ve sterilizasyon işlemine tabi tutulması gerekmektedir. Yıkama işleminin ise işin tekniği açısından ve Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine uygun olarak minimum 55 derece ve üstü bir ısıda gerçekleştirilmelidir. Cam ambalajı bu ısıda yıkamak teknik açıdan mümkün olamamaktadır. Çünkü cam ambalaj bu ısıda çatlamakta ve kırılmaktadır. Ayrıca camın ağır oluşu lojistik açıdan büyük zorluklara neden olmaktadır. Bu nedenlerle damacanada cam kadar sağlıklı olan polikarbonat ambalajlar kullanılmaktadır.
Soru: Damacanaları temizlemek için ne kullanılıyor, nasıl temizleniyor?
Yanıt: Damacana ambalajlar dolum işleminden önce bir dış yıkama ünitesinden, dört ayrı iç yıkama ünitesinden geçmektedir. Bu iç yıkama ünitelerinde deterjanlı, sıcak ve dezenfektanlı suyla yıkanmaktadır. Ayrıca durulama işleminin güvenilirliğini sağlamak için sürekli deterjan ve dezenfektan kalıntı analizi yapılmaktadır. Yani üretilen damacana ambalajlar deterjan ve dezenfektandan tamamen arındırılmaktadır. Bu nedenle damacanalar son derece sağlıklı ve güvenilirdir.
Soru: Damacanaların altındaki numaralar ne anlama geliyor?
Yanıt: Günlük yaşantımızda tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin muhafaza edilmesinde sıkça kullanılan plastik ambalajlar üretim esnasında birden yediye (1-7) kadar numaralandırılmaktadır. Şişelerin tabanında üçgen şeklindeki geri dönüşüm ambleminin içine yazılan bu numaralar, o ambalajın ne tür bir hammadde kullanılarak yapıldığını gösterir.
Sayıların anlamları:
1 numara --> PET veya PETE (polyethylene terephtalate)
2 numara --> HDPE (high density poly ethylene)
3 numara --> PVC (poly vinyl chloride)
4 numara --> LDPE (low density polyethylene)
5 numara --> PP (polypropolene)
6 numara --> PS (polystyrene)
7 numara --> Diğer (yukarıdaki sınıflamaya girmeyen diğer plastik türlerinin genel sınıflaması).
Soru: Damacana suyu kaç günde tüketmemiz gerekmektedir?
Yanıt: Damacana ambalajlara 1 yıl, pet ambalajlara 2 yıla kadar raf ömrü verilmektedir. Açıldıktan sonra 5 litrenin üzerindeki ürünler maksimum 7 günde tüketilmelidir.
Soru: Damacana su alırken nelere dikkat edilmesi gerekir?
Yanıt: Öncelikle suyun etiketinin üzerinde Sağlık Bakanlığı izin tarihi ve sayısının bulunup bulunmadığını kontrol etmek gerekiyor. Satın aldığınız suyun 4 ayrı yerinde suyun markasının bulunmasının yanı sıra etiket bilgilerinde cinsi, üretim adresi, suya uygulanan işlemler ve suyun sahip olduğu parametreler mutlaka yer almalıdır. İmal ve son kullanma tarihi, parti ve seri numarası, şirket logosunun ayrıca damacana ambalaj üzerinde kabartmayla yazıyor olması gerekiyor. Güvenlik bandına önemle dikkat etmek gerekir, suyu açanın ilk siz olduğunun göstergesidir. Sağlıklı su tüketmek istiyorsanız, damacananızı serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza etmeniz gerekir.
Soru: Damacana suyu, cam şişe veya testi gibi kaplara aktarılmalı mıdır?
Yanıt: Hayır. Damacana ambalajlar kapağı açılana kadar hiçbir bakteri içermezler. Başka kaba aktarırken su, ortam havasından bakteri kapacaktır. Ayrıca kullanılacak kabın damacana ambalaj gibi steril ve hijyenik olması mümkün değildir.
Soru: Su 2 haftadan uzun süre pet şişede kaldığında şişedeki zararlı maddeler çözülerek, suya karışıyor mu?
Yanıt: Ambalaj malzemeleri ve raf ömürleri uzun süren araştırmalar sonucunda belirlenir. Pet şişelerdeki sular raf ömürleri boyunca güvenle tüketilebilir.
Soru: Plastik şişelerin hormonlar üzerinde etkileri neler?
Yanıt: Pet şişelerin hormonlar üzerinde etkisi olduğuna dair onaylanmış herhangi bir bilimsel çalışma yoktur.
Soru: Plastik su şişeleri buzluğa konabilir mi ?
Yanıt: Hızlı soğutma amacıyla pet su şişeleri kısa süreli olarak buzluğa konulabilir.
Artık, ambalajlı sular, polikarbonat damacanalar ve “Bisphenol A” konusunda bilgi kirliliği bulunduğunu söyledi. Polikarbonat damacanaların kansere neden olmayacağını savunan Artık, damacana su alınırken etiketin üzerindeki Sağlık Bakanlığı iznine, şirket logosu ya da adının damacana üzerine kabartmayla yazılıp yazılmadığına bakılması gerektiğini söyledi ve damacana suların serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz ortamda muhafaza edilmesini önerdi.
“BPA su içerisinde çözünmemektedir”
Konuya ilişkin AA muhabirinin soruları ve Prof. Dr. Artık'ın verdiği yanıtlar şöyle:Soru: Damacanalardaki Bisphenol A'nın (BPA) insan sağlığına ne gibi zararları vardır?
Yanıt: Normal şartlarda polikarbonat plastik yapımında kullanılan endüstriyel bir organik kimyasal olan BPA suda çözünmemektedir. Çözünse bile miktarı analizle tayin edilemeyecek kadar düşük düzeydedir. Türk ve dünya mevzuatına göre de insan sağlığı açısından herhangi bir risk oluşturmamaktadır. Amerikan Çevre Koruma Ajansı ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) standartlarına göre, Bisphenol A'nın insan sağlığı için güvenli olmayan boyutlara ulaşması için 80 kilogram olan bir bireyin, günde 2 bin litre su tüketmesi gerekmektedir. Bu da imkansızdır.
19 litre su damacanalarının diğer adı olan polikarbon şişelerde bulunan ve “endokrin bozucu” etkisi dolayısıyla kansere neden olabileceği belirtilen BPA'nın suya geçme riskiyle ilgili araştırma, bu riskin, insan sağlığına etkisi açısından “yok denebilecek düzeyde” olduğunu ortaya koymuştur.
Soru: Plastik kaplarda şişelenmiş su sağlıklı mıdır?
Yanıt: Evet. Bütün dünyada şişe suyu için kullanılan ana plastik madde pettir. BPA bu tipte malzemelerin bileşiminde bulunmamaktadır. Tekrar kullanılabilen polikarbon su ambalajlarına ilişkin dünya çapındaki çalışmalar ve hükümetlerin kapsamlı güvenlik değerlendirmeleri sonucunda alınan kararlar, polikarbonat şişelerin tüketicilerin kullanımında güvenli olduğu yönündedir.
“Kansere yol açmaz”
Soru: Polikarbonat yerine kullanılması düşünülen alternatif ambalaj mevcut mudur?
Yanıt: Polikarbonat, tüm yasal otoriteler tarafından HOD damacanalarda kullanılması güvenli materyal olarak bildirilmiştir. Buna rağmen BPA ile ilgili basında yer alan açıklamalar tüketicilerin dikkatini çekmekte, bu nedenle de polikarbonata alternatif olacak malzemeler üzerinde çalışmalar sürmektedir.
Polikarbonatın, ambalajlı gıda ve içecek ürünlerinde tercih edilme nedeni hijyenik oluşu, gıda bozulması ve israfına karşı koruma sağlamasıdır. Ayrıca bakterilere karşı korumada üstün etki gösterdiği saptanan polikarbonat, toplumun sağlığını korumak için kullanılan bir maddedir dolayısıyla kansere sebep olması gibi bir durum söz konusu dahi olamaz.
Polikarbonat plastik, gıda ve meşrubat ürün kapları için yaklaşık 50 yıldır tercih edilmektedir. Bu sürede polikarbonat şişelerle ilgili birçok araştırma yürütülmüş; bu araştırmaların ve dünya çapındaki hükümet heyetlerince yapılan çok yönlü güvenlik değerlendirmelerinin sonuçları, polikarbonat şişelerin tüketici kullanımı için güvenli olduğunu ortaya koymuştur.
Soru: Pet şişe kansere neden olur mu?
Yanıt: Ambalajlı sular Sağlık Bakanlığı'nca, ambalajlar ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nca denetlenmektedir. Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine uygun üretilen tüm ambalajlı su ürünleri güvenle tüketilebilir.
Cam damacana tartışması
Soru: Su damacanalarının plastik yerine cam olması sağlık yönünden daha iyi olur mu?
Yanıt: Hayır. Çünkü damacanalar dönüşümlü ambalajlardır. Her dolumdan önce tam otomasyon sistemlerle yıkanması ve sterilizasyon işlemine tabi tutulması gerekmektedir. Yıkama işleminin ise işin tekniği açısından ve Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerine uygun olarak minimum 55 derece ve üstü bir ısıda gerçekleştirilmelidir. Cam ambalajı bu ısıda yıkamak teknik açıdan mümkün olamamaktadır. Çünkü cam ambalaj bu ısıda çatlamakta ve kırılmaktadır. Ayrıca camın ağır oluşu lojistik açıdan büyük zorluklara neden olmaktadır. Bu nedenlerle damacanada cam kadar sağlıklı olan polikarbonat ambalajlar kullanılmaktadır.
Soru: Damacanaları temizlemek için ne kullanılıyor, nasıl temizleniyor?
Yanıt: Damacana ambalajlar dolum işleminden önce bir dış yıkama ünitesinden, dört ayrı iç yıkama ünitesinden geçmektedir. Bu iç yıkama ünitelerinde deterjanlı, sıcak ve dezenfektanlı suyla yıkanmaktadır. Ayrıca durulama işleminin güvenilirliğini sağlamak için sürekli deterjan ve dezenfektan kalıntı analizi yapılmaktadır. Yani üretilen damacana ambalajlar deterjan ve dezenfektandan tamamen arındırılmaktadır. Bu nedenle damacanalar son derece sağlıklı ve güvenilirdir.
Numaraların anlamları
Soru: Damacanaların altındaki numaralar ne anlama geliyor?
Yanıt: Günlük yaşantımızda tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin muhafaza edilmesinde sıkça kullanılan plastik ambalajlar üretim esnasında birden yediye (1-7) kadar numaralandırılmaktadır. Şişelerin tabanında üçgen şeklindeki geri dönüşüm ambleminin içine yazılan bu numaralar, o ambalajın ne tür bir hammadde kullanılarak yapıldığını gösterir.
Sayıların anlamları:
1 numara --> PET veya PETE (polyethylene terephtalate)
2 numara --> HDPE (high density poly ethylene)
3 numara --> PVC (poly vinyl chloride)
4 numara --> LDPE (low density polyethylene)
5 numara --> PP (polypropolene)
6 numara --> PS (polystyrene)
7 numara --> Diğer (yukarıdaki sınıflamaya girmeyen diğer plastik türlerinin genel sınıflaması).
Soru: Damacana suyu kaç günde tüketmemiz gerekmektedir?
Yanıt: Damacana ambalajlara 1 yıl, pet ambalajlara 2 yıla kadar raf ömrü verilmektedir. Açıldıktan sonra 5 litrenin üzerindeki ürünler maksimum 7 günde tüketilmelidir.
Neye dikkat etmeli, nasıl saklamalı?
Soru: Damacana su alırken nelere dikkat edilmesi gerekir?
Yanıt: Öncelikle suyun etiketinin üzerinde Sağlık Bakanlığı izin tarihi ve sayısının bulunup bulunmadığını kontrol etmek gerekiyor. Satın aldığınız suyun 4 ayrı yerinde suyun markasının bulunmasının yanı sıra etiket bilgilerinde cinsi, üretim adresi, suya uygulanan işlemler ve suyun sahip olduğu parametreler mutlaka yer almalıdır. İmal ve son kullanma tarihi, parti ve seri numarası, şirket logosunun ayrıca damacana ambalaj üzerinde kabartmayla yazıyor olması gerekiyor. Güvenlik bandına önemle dikkat etmek gerekir, suyu açanın ilk siz olduğunun göstergesidir. Sağlıklı su tüketmek istiyorsanız, damacananızı serin, kuru ve direkt güneş ışığına maruz kalmayan temiz bir ortamda muhafaza etmeniz gerekir.
Soru: Damacana suyu, cam şişe veya testi gibi kaplara aktarılmalı mıdır?
Yanıt: Hayır. Damacana ambalajlar kapağı açılana kadar hiçbir bakteri içermezler. Başka kaba aktarırken su, ortam havasından bakteri kapacaktır. Ayrıca kullanılacak kabın damacana ambalaj gibi steril ve hijyenik olması mümkün değildir.
Soru: Su 2 haftadan uzun süre pet şişede kaldığında şişedeki zararlı maddeler çözülerek, suya karışıyor mu?
Yanıt: Ambalaj malzemeleri ve raf ömürleri uzun süren araştırmalar sonucunda belirlenir. Pet şişelerdeki sular raf ömürleri boyunca güvenle tüketilebilir.
Soru: Plastik şişelerin hormonlar üzerinde etkileri neler?
Yanıt: Pet şişelerin hormonlar üzerinde etkisi olduğuna dair onaylanmış herhangi bir bilimsel çalışma yoktur.
Soru: Plastik su şişeleri buzluğa konabilir mi ?
Yanıt: Hızlı soğutma amacıyla pet su şişeleri kısa süreli olarak buzluğa konulabilir.
Coca Cola'da yüksek kanser riski!
Coca Cola, kanser yaptığı gerekçesiyle içeceğe kattığı boya malzemesini ABD'de azalttı ama diğer ülkelerdeki üretimlerinde herhangi bir değişiklik yapmadı.
Coca Cola'nın içinde bulunan boya maddesi tartışılmaya devam ediyor. Kimilerinin susuzluğunu gidermek için bir türlü vazgeçemediği, 120 yıldan beri üretilen Amerikan içeceği Coca Cola'da yeni bir zararlı madde daha bulunduğu öne sürüldü. Alman gazetesi Frankfurter Rundschau'da yer alan habere göre, aslında diğer yiyeceklerin üretiminde kullanıldığında herhangi bir zararı bulunmayan ve şeker karamelinden elde edilen boyada oluşan bu madde, litrede 4 mikro gramdan fazlasında kansere yol açıyor.
Normal olarak şekerin ısıtılmasıyla elde edilen ve E150a olarak etiketlenen şeker karamelindeki boyanın daha koyu renkli ve daha uzun süre dayanıklı olması için Cola kimyacıları yeni bir metod kullanıyorlar. Bu metodla şekerin ısıtılması sırasında içine sülfirik asit ve amonyak ya da sülfirik asidin tuzu ilave ediliyor. Böyle üretilen karamel E150d olarak adlandırılıyor.
Mart ayından bu yana Kaliforniya'da Coca Cola etiketlerinde kansere yolaçan 4-Methylimidazol, kısaca 4MEI adı verilen bu madde hakkında bilgi verilme mecburiyeti getirildi. Bu madde Cola'nın kullandığı boyanın üretiminde oluştuğu gibi başka bazı gıda maddeleri için üretilen katkı maddelerinde de oluşuyor.
Amerikan Kamu Koruma Bilim Merkezi CSPI Genel Müdürü Michael Jacobson, Kaliforniya sağlık kontrolcülerinin daha titiz olduklarını, bu yüzden 1 litre içecekteki 4MEI miktarının en fazla 12 mikrogram olmasına izin verdiklerini söyledi. Bir kişinin günlük alacağı 4MEI dozajının 29 mikrograma kadar çıkabilmesi nedeniyle Coca Cola, içecek üretimindeki oranı da azalttı. Böylece etiket üzerinde uyarı mecburiyeti kalktı. Ancak Kaliforniya'da satılan colaların renkleri diğer yerlerdekinden çok daha açık görünüyor.
Ancak Coca Cola Amerika'nın dışındaki ülkelerde bu katkı maddesinin oranında henüz hiçbir değişiklik yapmadı. Örneğin Brezilya'da kansere yolaçan ve günde 29 mikrogramdan fazla alınmaması gereken bu katkı maddesinin oranı litrede 800 mikrogram, İngiltere'de ise 450 mikrogram.
Coca Cola'dan konu hakkında gelen açıklamada, eski tarifede herhangi bir değişiklik yapılmadığı, tadının da değişmediği, yalnızca şeker karameli üretiminde yapılan değişikliklerle 4MEI oranın düşürüldüğü bildirildi.
Kaynaklar:
http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/08/01/coca-colada-yuksek-kanser-riski
http://www.fr-online.de/wissenschaft/coca-cola-farbstoff-gefaehrliche-cola-suesse,1472788,16750678.html
http://www.hivehealthmedia.com/coke-pepsi-change-production-avoid-cancer-warning
http://www.hivehealthmedia.com/caramel-colouring-cancer
http://www.telegraph.co.uk/foodanddrink/foodanddrinknews/9355754/Call-to-ban-cola-ingredient-linked-to-cancer.html
Coca Cola'nın içinde bulunan boya maddesi tartışılmaya devam ediyor. Kimilerinin susuzluğunu gidermek için bir türlü vazgeçemediği, 120 yıldan beri üretilen Amerikan içeceği Coca Cola'da yeni bir zararlı madde daha bulunduğu öne sürüldü. Alman gazetesi Frankfurter Rundschau'da yer alan habere göre, aslında diğer yiyeceklerin üretiminde kullanıldığında herhangi bir zararı bulunmayan ve şeker karamelinden elde edilen boyada oluşan bu madde, litrede 4 mikro gramdan fazlasında kansere yol açıyor.
Normal olarak şekerin ısıtılmasıyla elde edilen ve E150a olarak etiketlenen şeker karamelindeki boyanın daha koyu renkli ve daha uzun süre dayanıklı olması için Cola kimyacıları yeni bir metod kullanıyorlar. Bu metodla şekerin ısıtılması sırasında içine sülfirik asit ve amonyak ya da sülfirik asidin tuzu ilave ediliyor. Böyle üretilen karamel E150d olarak adlandırılıyor.
Mart ayından bu yana Kaliforniya'da Coca Cola etiketlerinde kansere yolaçan 4-Methylimidazol, kısaca 4MEI adı verilen bu madde hakkında bilgi verilme mecburiyeti getirildi. Bu madde Cola'nın kullandığı boyanın üretiminde oluştuğu gibi başka bazı gıda maddeleri için üretilen katkı maddelerinde de oluşuyor.
Ancak Coca Cola Amerika'nın dışındaki ülkelerde bu katkı maddesinin oranında henüz hiçbir değişiklik yapmadı. Örneğin Brezilya'da kansere yolaçan ve günde 29 mikrogramdan fazla alınmaması gereken bu katkı maddesinin oranı litrede 800 mikrogram, İngiltere'de ise 450 mikrogram.
Coca Cola'dan konu hakkında gelen açıklamada, eski tarifede herhangi bir değişiklik yapılmadığı, tadının da değişmediği, yalnızca şeker karameli üretiminde yapılan değişikliklerle 4MEI oranın düşürüldüğü bildirildi.
Kaynaklar:
http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/08/01/coca-colada-yuksek-kanser-riski
http://www.fr-online.de/wissenschaft/coca-cola-farbstoff-gefaehrliche-cola-suesse,1472788,16750678.html
http://www.hivehealthmedia.com/coke-pepsi-change-production-avoid-cancer-warning
http://www.hivehealthmedia.com/caramel-colouring-cancer
http://www.telegraph.co.uk/foodanddrink/foodanddrinknews/9355754/Call-to-ban-cola-ingredient-linked-to-cancer.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





