denetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
denetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2014 Cumartesi

"Zehirli" ayakkabıların denetimleri tamamlandı


Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, tehlikeli kimyasal madde ihtiva etmesi nedeniyle imha edilmesi gereken ayakkabılara ilişkin denetimlerin tamamlandığı, ilgili firmaya 456 bin 840 lira para cezası kesildiği bildirildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Erenköy Gümrük Müdürlüğü denetimindeki antrepoda muhafaza edilen ve tehlikeli kimyasal madde ihtiva etmesi nedeniyle imha edilmesi gereken Denge Enternasyonel Ayakkabıcılık'a ait ayakkabılara ilişkin iç piyasada gerçekleştirilen denetimler sonuçlandırıldı.

Daha önce güvensiz olduğu tespit edilen 7 model ayakkabı için toplam 266 bin 490 lira idari para cezası verilen firmaya, güvensiz olduğu tespit edilen diğer 5 model ayakkabı için de 190 bin 350 lira idari para cezası kesildi. Böylece söz konusu firmaya verilen para cezasının toplamı, 456 bin 840 lira oldu.

Denetimler çerçevesinde numune alınan 15 model ayakkabıdan, kimyasal kısıtlamalara uygun olmadığı tespit edilen 12 model için idari işlem gerçekleştirilmiş ve ayakkabıların piyasaya arzı yasaklanmıştı. Söz konusu firmadan da satışa sunulan ürünleri toplatarak imha etmesi ayrıca 2 gazete ve televizyon kanalına ilan vererek tüketicileri bilgilendirmesi istenmişti. Firma, bunun üzerine 13 Aralık 2014'te 2 gazete ve 2 televizyon kanalına 7 model ayakkabı için istenen ilanı vermişti.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kamyonlardan saçılan kaplama lastikler yollarda tehlike oluşturuyor


Karayollarında sıkça rastlanan ancak üzerinde pek çoğumuzun durmadığı lastik parçaları göründüğü kadar masum değil. Çoğunlukla kaplama araç lastiklerinden kopan bu parçalar hem kullanan aracı, hem de trafikte seyreden diğer araçları hiç beklemedikleri bir anda büyük tehlike altına sokuyor.

Trafik polisleri hangi lastiğin orijinal, hangilerinin de kaplama olduğunu anlayabiliyorlar. Ancak kaplama lastiklere yönelik bir ceza bulunmuyor. Polisler ancak uyarmakla yetiniyorlar.



Kaplama lastik kulanan ağır tonajlı araç sayısı her geçen gün artıyor. Kaplama lastik işi yapan atölyeler de. Türkiye’de kaplama lastik yapan işyerlerinin sayısına ilişkin kesin bir bilgi yok. Ancak her ilin büyüklüğüne ve ihtiyacına göre kaplama işi yapan pek çok atölye Türkiye’nin hemen her yerinde bulunuyor. Standarda kavuşturulmazsa ve sıkı denetlemeler yapılmazsa yollardaki gizli tehlike tehdidini sürdürmeye devam edecek, daha pek çok kazaya neden olacak.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

ÇETKODER At Eşek Eti Uyası Yaptı


Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, piyasada at, eşek, kedi, köpek etleri cirit atıyor diyerek, yetkilileri etkin denetime çağırdı. Bu arada tabldot ve hazır yemek sektörüne dikkat çekti.

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, “insanımız neyi nasıl tükettiğini bilmiyor. Piyasada bir arz var ise, burada bir talep vardır. Dün bugün piyasada at ve eşek etlerinin kesilmiş halde yakalandığını ve sürekli de kesim yapıldığının haberlerini ekranlardan alıyoruz. Aslında bunun böyle olduğunu ve yıllardır aynı şekilde devam ettiğini bizler tüketici kuruluşları olarak çok iyi biliyoruz. Çünkü yeterli, sıkı denetim yok. Ve bu işle mücadele edecek olan yasal zemin yok. Çok acil bir yasal düzenleme gerek. At, eşek, kedi, köpek keserek bunları piyasaya sunanlar için ağır yaptırımlar getirilmeli. Ülkemizin her yerinde bu görüntüler var ve giderek artış kaydediyor. Hastalıklı, hiçbir işe yaramayan hayvanları kesip millete yediriyorlar. Çünkü etkin bir denetim ve yaptırım yok” dedi.


Hazır yemek sektörünü sıkı denetleyin
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, “Bu tür tek tırnaklı hayvanların etlerinin genellikle hazır yemek dediğimiz tabldot yemek veren yerlerde sık sık yakalandığını da biliyoruz. Ciddi bir denetim ve kontrol olmuş olsa bunlar olmaz. Ama devletin kurum ve kuruluşlarında ve bu tür hazır yemek hizmetinin sunulduğu “hizmet alımı” şeklinde gerçekleşen ihaleler ile verilen işler neticesi bu olumsuzluklar yaşanıyor. Çünkü en ucuz fiyata verdim, verelim hesabı yapılıyor. Bu doğru değil. Yemeğin en ucuzu olmaz. En ucuz demek, en sağlıksız olan demektir. Çünkü idareler yemek hizmetini alırken bir yaklaşık maliyet çıkartıyorlar. Bunu çıkartırken çok teknik hesap yapıyorlar. Teknik şartnameleri var. O şartnamelerde yemeğin reçetesi var. İçine ne, ne kadar girecek belli. Bu yemeğin bir çiğ maliyeti, birde pişmiş maliyeti var. Yani yemek hazır hale gelinceye kadar içine ne giriyorsa, ayrıca işçilik, elektrik, su, tüp, temizlik, arınma, ekmek, ne varsa bunlar hesaplanıp buna göre bir maliyet çıkıyor. Bu maliyeti çıkartanlar o hizmeti alan idareler. Ancak ihalede bir bakıyorsunuz en fazla kırana veriyorlar. Kendilerinin namuslu yoldan yaptıkları hesaba göre 3 kap yemek (tabldot) 5,5 (BEŞBUÇUKLİRA) – 7 lira (YEDİ LİRA) arasında çıkacakken ve kendileri bu rakamı resmi tespit etmişken, ihalede 2 – 3- 3,5 liraya kadar bu yemeği veriyorlar. Böyle olunca da alan firmalar hileye, hırsızlığa başvuruyorlar. Bunun gerçeği bu. Çünkü eldeki teknik şartname belli… O şartname harfiyen uygulansın, etkin denetim olsun, muayene ve kontrol komisyonları o şartnameye uygun çalışsınlar o yemekçinin o kurumda yaşaması mümkün değil, iflas eder. Batar. Zaten birçok yemekçi bu yüzden batmıştır. Ama içerde adamı olan, korunan kollananlar işini hal yoluna koymuşlar devam etmektedirler. Devlet bu tür ihaleleri kontrol etsin, alınan yemekleri kontrol etsin, içine giren etleri kontrol etsin. İşi o kurumun yetkililerine değil, tarafsız kurullara versin. Tarım müdürlüğü gıda kontrol şubesi ile sağlık müdürlüğü halk sağlığı şubelerinden ekipler kurup bu hazır yemek sunulan başta Hastaneler, Yurtlar, Okulları çok sıkı denetlesinler. Bakın millete ne eti yediriyorlar göreceksiniz. Ama bu denetim kendileri tarafından iç denetim olarak yapıldığından, o firmalar içerdeki kontrol ve muayene teşkilatlarındakileri kafaya alıyor ve işlerini düzene koyuyorlar. Milletin sağlığını düşünen de olmuyor. Sıkı kontrol yapılsın bunlar bir, bir ortaya çıkar” dedi.

SEYYARDA TANTUNİ- KEBAP- CİGER KONTROLÜ ARTMALI
Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, “Piyasada ucuz kebap, tantuni, ciğer satanlarında çok sıkı denetimi lazım. Çünkü halka ne yedirdiklerini şüpheli… 1,5 – 2 liraya Kebap olmaz, Tantuni olmaz. Döner hiç olmaz. Ne et döner, ne Tavuk döner. Bunlar sıkı denetlenmeli. Halkımızın resmen sağlığı ile oynanıyor. Seyyar satıcılar başta olmak üzere halka hazır yemek sunan, lokanta, kafe gibi yerlerin etkin denetimi lazım. Kesim var, ihbar geldi yakaladınız. İhbarın gelmediği ve kesimin bol olduğu yerdeki piyasaya arz edilenleri nasıl tespit edeceksiniz? Etkin denetim ile denetimi arttırmak koşulu ile tahlil ile. Bunu yapan yok. Eleman yetersiz denmekte... Eleman artmalı, halkın sağlığı ile oynayanların canına ot tıkanmalı. Bunun içinde acilen yasal düzenleme şart. Kesene de, satana da, ağırlaştırılmış ve caydırıcı cezalar konmalı. ”dedi.

Kaynak: http://www.mersinim.net

15 Mart 2012 Perşembe

Yeşil küflü peynirdeki kansorejen tehlikesi

Halk arasında penisilin diye tabir edilen yeşil küflü peynirin, yapısında barındırdığı kanserojen maddelerle insan hayatını tehlikeye düşürdüğü ortaya çıktı.

Konya Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ile Konya Ereğli Belediyesi ortak çalışması neticesinde, Ereğli piyasasında yaygın olarak bulunan ve halk tarafından en çok tüketilen süt ürünleri arasına giren yeşil küflü peynirde, tüketildiğinde insan hayatına olumsuz yönde etki eden bir çok kanserojen maddeyle karşılaşıldığı bildirildi.




Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Özkan Özgüven, Ereğli halkı arasında "Şifa" ve "Penisilin" şeklinde tabir edilen küflü peynirin tüketilmemesi gerektiğini ifade etti. Söz konusu küflü peynirin tüketilmesi durumunda birçok rahatsızlığı da beraberinde getireceğini bildiren Özgüven, Ereğli Belediyesi ile yapacakları ortak çalışmalar neticesinde, Ereğli piyasasına bu peynirin sokulmamasını hedeflediklerini kaydetti. Piyasada kilo fiyatı 12 ile 13 Türk Lirası arasında değişen küflü peynirin, son derece hijyen olmayan ortamlarda ve çuvallarda üretilerek streçli köpük tabaklarda bir çok market ve bakkallar ile pazarlarda satışa sunulduğunu belirten Özgüven, Ereğli halkının sağlığı açısından bu peyniri almamalarını ve tüketmemeleri gerektiğine dikkat çekti. Ereğli Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü olarak, halkın sağlığını önemsediklerini belirten Özgüven, bu işin takipçisi olacaklarını ve peynir satışına aracılık eden iş yerlerine bin 200 Türk Lirası civarında idari para cezası uygulayacaklarını kaydetti.



Halk arasında küflü peynir olarak nitelendirilen küflenmiş yeşil peynirlerin tüketiminin sağlık açısından son derece sakıncalı olduğu belirtilerek, bu konuda Ereğli’de tüketicilere farkındalık oluşturmak için Belediyemiz Zabıta Müdürlüğü ekipleri ile Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğüne bağlı gıda kontrolörleri tarafından müşterek yapılan bir çalışma ile ilçedeki semt pazarlarında, şarküteri ve marketlerde bir dizi denetim ve kontrol yapıldı.

İnsan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden küflü peynirin satışının engellenmesi ve tüketicilerin de bu hususta bilinçlenmesi yönünde yapılan denetimlerde, Pazar yerinde peynir satan köylü vatandaşlar ile market ve şarküterilerde ilgili yetkililer küflü peynirin satışının yapılmaması yönünde uyarıldı. Halk arasında küflü peynirde penisilin bulunduğu bununla birlikte sağlığa faydalı olduğu gibi yanlış bir kanı oluşmuştur. Bu yanlış bilgi ile birlikte aksine küflü peynirin insan sağlığını son derece tehdit ettiği konusunda hem peynir satanlar, hem de tüketiciler uyarılarak bilgilendirildi.


Konu ile ilgili açıklamada bulunan Ereğli Belediyesi Zabıta Müdürü Erhan Varol ise Belediye olarak Ereğli halkının sağlığını tehlikeye düşürecek gıda maddelerinin satışına hiç bir şekilde müsaade etmeyeceklerini belirtti. Varol, Ereğli Belediyesi olarak halkın sağlığını son derece önemsediklerini ifade etti. Varol, son olarak Ereğli'de küflü peynir satışı yapan iş yerlerinin belirli periyotlarda kontrol edileceğini, söz konusu peynirin bulunması durumunda el konulacağına dikkat çekti.

31 Ocak 2012 Salı

Bal alırken dikkat!

Son dönemlerde bal reklamları hayli revaçta. 4 kilosu 60 TL polen hediyesiyle birlikte kargo dâhil 100 TL'ye satılan ballar ne kadar doğal?

Yoksa bazı uyanıklar ‘bal alacak çiçeği' iyi mi biliyor? Sahtesini anlamanın mümkün olmadığı ucuz balları işin uzmanlarına sorduk.

Günün herhangi bir vakti ev, iş veya cep telefonunuzun tanımadığınız bir numara tarafından aranması bal gibi mümkün! Telefonu açtığınız an otomatik bir ses tonu, bilmem ne ballarının 4 kilosunu 100 TL'ye sattıklarını belirterek sizden sipariş almaya çalışabilir. Hadi bundan yırttınız diyelim, kumandayı elinize alıp televizyon kanalları arasında dolaşmaya başladığınızda bu kez dakikalarca süren petek, süzme ve karakovan bal reklamlarına mutlaka yakalanırsınız…



Son dönemde hayli artan bal reklamları ağzımızın tadını bozabilir mi? 4 kilogram doğal balı, 60 TL değerindeki polen ve 20 TL kargo ücreti dâhil 100 TL'ye almak mümkün mü? Ünlü isimleri de reklamlarında kullanarak televizyon ekranından bal satan bu firmalara telefonla ve mail yoluyla defalarca ulaşmaya denememize rağmen bize geri dönen ve sorularımıza cevap veren olmadı. İnternetteki form sitelerinde alınan balların bir ay içinde şekerlendiği, eksik gramajda bal gönderildiğine dair tonlarca şikâyet var. Satılan ucuz balların glikozla yapıldığını söyleyenler de var, direkt üreticiden alındığı için bu kadar ucuza verildiğini belirten de. Ancak bir gerçek var ki, o da gerçek bal ile sahte balı normal bir insanın ayırt etmesinin mümkün olmadığı. Balın bozdolabında şekerlendiği, gerçek balın sürekli akışkanlığa sahip, normal balın kokusuz ve kıvamının daha katı olduğu gibi halk arasında kulaktan kulağa yayılan ve uygulanan ayırt etme bilgilerinin çok da yeterli ve sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğiz. Çünkü doğal olmayan bal üretenler bütün bu özelliklere sahip bal üretme noktasında da maharet sahibi. Genelde arı görmemiş bal olarak da isimlendirilen bu ürünler, tamamen yapay olarak, glikoz, fruktoz gibi şekerlerin, içlerine birtakım esans ve gıda boyaları katılarak bal kıvamına getirilmesiyle elde ediliyor. Sahte balın içine zaman zaman koku ve aroma için tüketiciyi aldatmaya yönelik doğal bal ilavesi de yapılabiliyor. Ancak laboratuvarlarda uzun süren araştırmalar sonucunda balın kalitesi anlaşıldığına göre aldığımız kilolarca bal ile ağzımıza ancak bir parmak bal çalınması ihtimal dâhilinde.

Ülkemizde bal daha çok şifa niyetine tüketilen bir ürün. Mideye, kalbe, damarlara, kana ve ciğerlere sayısız etkileri var. Uykusuzluğa çözüm olduğu kadar, şeker hastaları için de faydalı. Hâliyle hastaların ve çocukların fazlaca tükettiği balı alırken üzerinde Tarım Bakanlığı'nın izni ve organik sertifikası olan balları tercih etmek gerekiyor. Özellikle Doğu illerinin adı kullanılarak çarşı pazarda satılan ve Türk Gıda Kodeksi'ne uygun olmayan balların yurtdışından ülkemize sokularak piyasaya sürüldüğü yıllardan beri dillendiriliyor. İçeriklerinin ve üretilme ortamlarının belirsizliği sebebiyle tüketici sağlığını tehdit eden bu balları tercih etmek ağzınızın tadını kaçırabilir. Bunun yanında petekli bal üretimi için kolonilere balmumundan yapılan plakalar yerine daha ucuz petrol ürünü mum karıştırılması kansere davetiye çıkarıyor. Bal standardı ve kodeksi balda glikozu yasaklasa da fabrikalarda mısırdan üretilen ticari glikozun içine bir miktar polen, renklendirici ve esans katılarak satılan ya da arılara şeker şurubu/glikoz verilerek elde edilen ballar piyasada rahatlıkla müşteri buluyor. Aynı zamanda özellikle son dönemlerde yurtdışından ülkemize gönderilen naftalinli ballar piyasada rahatlıkla satılıyor. Arıcıların kovanlarındaki mum güvesi zararlısına karşı kullandığı petrol ürünü naftalinler, uçucu ve balmumu tarafından emilme özelliğinin bulunması sebebiyle kolayca bala geçebilen bir madde ve kanserojenlik sıralamasında dünyadaki en önemli 10 maddeden biri. İç piyasadaki ballarda naftalin kalıntı analizi maalesef yapılmıyor.

30 yıldır arıcılık yapan Mehmet Demircioğlu, piyasada satılan balların mübalağa olduğunu belirterek doğal bir balın 50 TL'den aşağıya satılamayacağına dikkat çekiyor: “15 TL'ye petekli bal satılıyor; ama bunlar şeker yedirmek suretiyle elde ediliyor.

 Gece küvetten arıya şeker şurubu veriyor, gündüz de çiçeğe gidiyor. Piyasada çam balı var, en ucuz bal odur. Kalitesi düşüktür. Pamuk çiçeği balı vardır. 4 kilosu 100 TL'ye satılan balların asla kaliteli bal olduğunu düşünmüyorum. Yurtdışından, kaçak yollardan da getiriyor olabilirler. Ben kestane ve ıhlamur balının kilosunu 50 TL'ye veriyorum. Toptan alınırsa 30 TL'ye verilir.” Terzioğlu, gerçek bal ile sahte balı normal bir insanın ayırt etmesinin mümkün olmadığını ve sıkı bir denetimin şart olduğunu kaydediyor.

Peki piyasadaki balların denetimi nasıl ve kim tarafından yapılıyor? Bu konuda yetkili merci Tarım Bakanlığı. Sürekli olarak bal üreten firmaları yakından denetleyen bakanlık, zaman zaman sahte bal üreten firmaların isimlerini de afişe ederek sahte balın önüne geçmeye çalışıyor. Son dönemde artan bal reklamlarına ilişkin sorumuza bakanlık yetkilileri şu cevabı veriyor: “Medya organları yoluyla satışta bulunan firmalar hakkında kurumumuza da değişik kanallarla ihbar ve şikâyetler intikal etmektedir. Bu ihbar ve şikâyetler doğrultusunda yapılan araştırmalar neticesinde, bu şekilde bal ve arı ürünü satışı yapan firmalar hakkında özellikle olası bir tağşişin (karıştırma) tespiti amacıyla mevcut olarak yürütülmekte olan ‘Bal Denetim Programı'na ek olarak kapsamlı bir kontrol ve denetim çalışması başlatılmıştır.” 174 Alo Gıda Hattı, Bimer (Başbakanlık Bilgi İşlem Merkezi) başvuruları ve şahıs dilekçeleri doğrultusunda her ürün ile ilgili resmî kontrollerin yapıldığına ve numuneler alındığına dikkat çekiliyor. 2011 yılı içerisinde kasım ayı itibarı ile 660 arı ürünleri üretim yerinin denetlendiğini ve 1130 arı ürünü numunesi alındığını kaydeden yetkililer, balın besleyici özelliklerinin yaygın olarak bilinmesinin, bal ve diğer arı ürünlerini dünya genelinde popüler hâle getirdiğini ve yüksek bir talep oluşturduğunu ifade ediyor: “Bu talep neticesinde bir yandan kaliteli balın fiyatı artarken diğer yandan sahte yollarla üretim de artmaktadır. Balda yapılan taklit ve tağşişin önüne geçebilmek için riske dayalı kapsamlı bir denetim ve kontrol planı başlatılmıştır.” En son olarak televizyonlardaki bal reklamlarına yönelik şikayetler artınca topu RTÜK'e atan Tarım Bakanlığı, yeni çıkacak gıda denetim yasası ile birlikte bu tarz yanıltmaların önüne daha süratle geçebileceklerini kaydediyorlar. Her bal üreticisinin bağlı bulunduğu Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüklerinde kayıt olması gerektiğine dikkat çeken Bakanlık, 2010 yılında ülkemizde organik 25 bin 607 kovan ve 208 bin 14 ton bal üretimi bulunduğunu belirtiyor.

Durum böyle iken son dönemde artan bal reklamları tüketici üzerinde nasıl bir psikoloji doğurdu, sorusuna cevap aramak için Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda'ya başvurduk. TV'de bal satan firmaların bir anda bu kadar artış göstermesinin tüketicilerde kafa karışıklığına sebep olduğunu belirten Gürarda, “Bu satış yönteminin meydana getirdiği etkinin temelinde ne yazık ki tüketicilerin gıda maddeleri konusunda yetersiz bilgi birikimine sahip olmaları yatıyor. Özellikle de bal kategorisinde tüketicilerin bilinç düzeyinin yükseltilmesi gerekiyor. Gerek bal gerekse tüketici hakları konusunda bilinç artıkça, bu durumun tersine döneceğine inanıyoruz. Burada tüketici tarafından sorgulanması gereken asıl mesele; sadece bal değil, herhangi bir gıda maddesinin TV aracılığıyla satışının doğru olup olmadığı konusudur. Söz konusu satış kanalları gıda güvenliği anlamında denetlenemediği için bu durum tüketiciler açısından risk taşıyor.” diyor. Fiyatın balın gerçek yahut hileli olduğunun bir göstergesi olamayacağına dikkat çeken pazarlama direktörü, bal doğal bir ürün olduğu için (tabii eğer satışa sunulan bal gerçekten doğal, sahte veya hileli değilse) aslında fiyatını da doğanın kendisinin belirlediğini kaydediyor. Üretimin çok olduğu dönemde bal fiyatlarının düşebileceğini belirten Gürarda, nerede satılırsa satılsın, detaylı laboratuvar analizi yapılmadan piyasada ucuza satılan balların gerçekliğinden söz etmenin mümkün olamayacağını söylüyor. Altıparmak Gıda bünyesindeki tüm balların Avrupa'nın en kapsamlı dört eş değer bal analiz laboratuvarı arasında yer alan Altıparmak Ar-Ge ve Kalite Kontrol Laboratuvarı'nda 65 parametrede ve milyarda 1 (mg / kg) hassasiyette analiz edilerek satışa çıkarıldığını ifade ediyor. Piyasada tüketilen bal artışından memnun olan Gürsal Gürarda yine de tüketiciyi uyarmadan edemiyor: “Ülkemizde sahte, hileli bal sorunu olduğu bir gerçek... Altıparmak Gıda olarak her fırsatta bal konusundaki bilincin artmasını destekleyici çalışmalar yapıyoruz.”

Evet, ‘bal olan yerde sinek de çok olur' demiş atalarımız. Gerçek bal yemek isteyen tüketicilere düşen şey Tarım Bakanlığı'ndan izin almış, sürekli denetime tabi tutulan balları tercih etmek. Yoksa şifa niyetine bal yiyeyim derken kanserojen ihtiva eden ürünleri tüketerek ‘er kişi niyetine' sedasını duyabilirsiniz.


 Remzi Özbay (Kaçkar Bal Yönetim Kurulu Başkanı): Bal, hileye çok müsait bir üründür
“Piyasada satılan ballar Nasreddin Hoca'nın kedi-ciğer fıkrasını hatırlatıyor. Ciğer burada ise kedi nerede, kedi bu ise ciğer nerede? Oturup hesaplıyorum. Kargo masrafı 20 TL tutar, 60-70 TL polen veriyorlar. Televizyonlara verilen reklam parasını da dâhil edin buna. Bal şifalı bir şey, bedava yedirsinler tabii. Ama gerçek bal mı bu belli değil. Birçok müşterimiz bizi arıyor, kafaları karışık; size fazla mı para ödüyoruz diyorlar. Birçoğu bu balı bizim sattığımızı sanıyor. Ben Türkiye'nin en kaliteli bal üreticilerinden birisiyim, o fiyata bunu satmam mümkün değil. Piyasada satılan balları şeker ve glikoz ile üretip satsalar bile bu fiyata satılamaz. İçine ne katıyorlar bilmiyorum. Burada büyük bir rant var. Kur'an-ı Kerim'de ayetle övülen bal ve arıların düzenine böyle müdahale etmek, ayetin bir harfini değiştirmekle aynı şey bana kalırsa. Biz balın hilelerinden anlamadığımız için kulaktan dolma şeyler duyuyorum. Hileye çok müsait bir üründür bal. Rengi ve kıvamı organik balın aynısı bal yapabilirler. İyi denetlenerek, organik sertifika alan balları tercih etmek lazım. Her sene özel bir firma haberli yahut habersiz beş kez bizi denetlemeye gelir. Bizim ballarımız konvansiyonel bal ile aynı rafta satılmıyor zaten. Gerçek balda son kullanma tarihi de olmaz. Türkiye'deki bal kodeksi gereği mecburen son kullanma tarihi koymak zorunda kalıyoruz. Organik bal ile konvansiyonel bal arasında sayısız farklar vardır. Konvansiyonel bal üreticileri, peteklerde petrolden üretilen lifler kullanır. Buna bakanlık müsaade veriyor. Arılarda farklı arı hastalıkları oluyor. Bununla ilgili çeşitli kimyasal ilaçlar kullanılıyor. Organik balda ise bu ilaçları asla kullanamazsın, doğal ilaçlar kullanma zorunluluğu var. Türkiye'de yüzde 5 organik bal üretiliyorsa geri kalan balın tamamı organik olmayan baldır. Bal ormanı projeleri son dönemde hız kazandı, bu sevindirici gelişme. Biz ürettiğimiz organik balın kilosunu toptan 150 TL'ye satıyoruz. Bayilerimiz bunu 250-300 TL arasında satıyor. Bizim balların tamamı kayıtlıdır, onun haricinde bal satamazsınız. Sadece arının ürettiği balı tüketmek lazım şifa arıyorsak. Bunun içinde organik bal etiketi olan balları tüketmek gerekiyor. Başka çözümü yok.

Kaynak: http://www.samanyoluhaber.com