AVM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AVM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ocak 2015 Perşembe
Esnaf ve sanatkar da artık AVM'de
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, alışveriş merkezlerine ilişkin düzenlemeyi de içeren 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'u yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderdi.
Kanunda, alışveriş merkezi, "Bir yapı veya alan bütünlüğü olan, içinde büyük mağaza ya da beslenme, giyinme, eğlenme, dinlenme, kültürel ve benzeri ihtiyaçların bir kısmının veya tamamının karşılandığı diğer iş yerleri bulunan, merkezi bir yönetime ve ortak kullanım alanları ile yönetmelikle belirlenen diğer niteliklere sahip işletme" olarak tanımlanıyor.
Perakende işletmelerin açılış ve faaliyeti ile kapanışında gerekli başvuru ve diğer işlemlerin yapılması, ilgili kurum ve kuruluşlara iletilmesi, değerlendirilmesi, sonuçlandırılması ve bu işletmelere yönelik veri tabanının oluşturulması ile bilgi paylaşımının sağlanması amacıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde, Perakende Bilgi Sistemi (PERBİS) kurulacak.
PERBİS, Bakanlıkça ilgili kurum ve kuruluşların erişimine açılacak ve bu kurum ve kuruluşlar nezdinde kurulan elektronik kayıt sistemleriyle çevrimiçi olarak birbirine bağlanacak.
Perakende işletmeler, iş yeri açma ve çalışma ruhsatını vermeye yetkili belediye veya il özel idareleri ile diğer idareleri kapsayan yetkili idarenin izniyle açılacak ve faaliyete geçecek. İzin, PERBİS üzerinden verilecek.
İş yeri açma başvurusu uygun bulunmayanlara sonuç en geç 30 gün içinde gerekçeli olarak tebliğ edilecek.
16 Ekim 2013 Çarşamba
Alışveriş merkezindeki hırsızlıktan alışveriş merkezi sorumlu
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, gazeteci Gülperi Erçetingöz'ün çantasının çalındığı alışveriş merkezi aleyhine açtığı 75 bin lira tazminat davasını reddeden yerel mahkemenin kararını bozdu.
Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, "Sıradan bir iş yeri olmayan davalı şirkete ait mağazanın, gelen müşterinin mal güvenliğini ve özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğüyle korumak ve kollamak zorundadır" denildi.
Gazeteci Gülperi Erçetingöz, 4 Nisan 2009'da, kızıyla Ümraniye'de bir alışveriş merkezine gitti. Erçetingöz, elektronik bölümünde alışveriş yaparken çantasını, alışveriş yaptığı sepetli arabanın içine koydu.
Kısa bir süre sonra çantasının çalındığını fark eden ve kızıyla birlikte mağazanın güvenlik personeline başvuran Erçetingöz, alışveriş yaparken kendisini takip eden bir şahıstan şüphelendiğini belirterek, bu kişinin yakalanması için kapıların kapatılmasını ve güvenlik kameralarına bakılmasını talep etti.
Bu talebi kabul edilmeyen Gülperi Erçetingöz, hırsızlık olayının yaşanmasından bir süre sonra avukatı Ömer Durak aracılığıyla İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi'nde, hırsızlıktan doğan zararının karşılanması için tazminat davası açtı.
18 bin lira değerinde pırlanta yüzük
Dava dilekçesinde, çalınan çantanın içinde "18 bin lira değerinde tek taş pırlantalı altın yüzük, 2 bin liralık iki cep telefonu, şahsi araca ait kontak anahtarı, ruhsat, 700 lira nakit para, 600 lira değerinde makyaj malzemesi ve iki güneş gözlüğü" bulunduğu belirtilerek, davalı şirket yöneticilerince, güvenlik kameralarından hırsızın eşgalinin belirlenmesi talebinin, "mağazanın içinde güvenlik kamerası olmadığı" gerekçesiyle reddedildiği aktarıldı.
Dilekçede, 25 bin lira maddi ve 50 bin lira manevi olmak üzere toplam 75 bin lira tazminatın, hizmet kusuru bulunan davalı şirketten alınarak davacı Erçetingöz'e verilmesi talep edildi.
5 bin liralık hediye çeki iddiası
Davalı şirket tarafından mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde, mağazada her türlü güvenlik önleminin bulunduğu belirtildi.
Davada tanık olarak dinlenilen davacı Gülperi Erçetingöz'ün kızı, "annesinin 18 bin liralık yüzükle alışveriş yapmak istemediği için çantasına koyduğu, avizelerin reyonunda çantayı arabaya bıraktığı, arabayı kendisinin tuttuğu, avizeleri seçerken 15 saniye içinde arkasını döndüğü sırada çantanın alındığını fark ettiği ve güvenlik görevlisine bildirip şüpheliyi kişiyi söylediği"ni ifade etti. Erçetingöz'ün kızı, mağaza yetkililerinin olayın kapanması için kendilerine 5 bin liralık hediye çeki teklif ettiğini ve çantanın fiyatıyla bile eşdeğer olmayan bu teklifi reddediklerini anlattı.
"Davacı ve eşi gazeteci olduğu için.."
Davayı karara bağlayan İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi Hakimi Sevtap Kaya, davanın reddine ve mahkeme masraflarının davacı Erçetingöz'ün üzerinde bırakılmasına karar verdi.
Gerekçeli kararda, davacının eşyalarının güvenliğinden sorumlu olduğu vurgulanarak, davalı mağazanın, alışveriş için iş yerine gelen müşterinin mal güvenliğini, özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını, asgari özen yükümlülüğünde korumak ve kollamak yükümlülüğü bulunduğu kaydedildi.
Kararda, ancak kişinin kendi kusuru ile sebep olduğu zarara katlanmasının genel hukuk ilkelerinden olduğu hatırlatılarak şöyle devam edildi:
"Davacı kendi muhafazasında olan çantasını alışveriş yaptığı mağazaya ait alışveriş arabasının içine kontrolsüz olarak bırakarak çalınmasına imkan vermiştir. Beyanlara göre çantanın kendisi ve içindekiler çok değerlidir. Davacının kendisi ve eşinin gazeteci olduğu, davacı vekilinin beyanlarından anlaşılmaktadır. Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da alışveriş merkezlerinde alışveriş arabalarına müşterilerin özel eşyalarının konulmaması için sıklıkla anonsların yapıldığı, müşterilerin uyarıldığı bilinmektedir. Davacı ve eşi gazeteci olduğu için sık sık yazılı ve görsel basında alışveriş arabalarından yapılan hırsızlıklara ilişkin haberlerin çıktığını, bunlardan haberdar olduklarını kabul etmek gerekir. Davacı kendi muhafazasında bulunan, içinde değerli eşyalarının bulunduğu, sırf kendisi bile değerli olan çantasını alışveriş arabasının içine bıraktığını beyan etmiştir. Üstelik davacının tanık olan kızının ifadelerinde, kendilerini takip eden şüpheli bir şahsın arkalarından mağaza içinde kendilerini takip ettiği, alışveriş arabasının üzerinden uzanarak reyondan malzeme almaya çalıştığının gördüklerini ancak önemsemediklerini söylemişlerdir. Bu dahi çantanın çalınmasında davacının olayda ağır kusurlu olduğunu göstermektedir."
"Kolayca çalınma imkanı yarattı"
Davacı Erçetingöz'ün hırsızlık olabilecek bir ortamda çantasını daha güvenli bir şekilde koruması ve daha dikkatli olması gerektiği aktarılan kararda, "Davacı çantasını içindeki değerli eşyaları olduğu ve eşgalini net verdikleri şüpheli bir kişinin kendilerini takip ettiğini fark edip sık sık alışveriş arabasının üzerine uzandığını görmesine rağmen, kontrolsüz bir şekilde alışveriş arabasına bırakarak, kolayca çalınma imkanı yaratmıştır. Bu durumda şüphelendiği şahsı güvenlik görevlilerine çalınma hadisesi olmadan bildirmemiş olması, eşyalarını ve çantasını arabaya koyması durumunda ağır kusurlu olan davacının bu sorumluluğunu davalıya yükletmek hakkaniyete aykırıdır" ifadeleri kullanıldı.
Yargıtay'ın "mal güvenliği" kriteri
Davacı Gülperi Erçetingöz'ün avukatı Ömer Durak, yerel mahkemenin kararını temyiz etti.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını davacı lehine oybirliğiyle bozdu. Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, sıradan bir iş yeri olmayan davalı şirkete ait mağazanın, gelen müşterinin mal güvenliğini ve özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğüyle korumak ve kollamak zorunda bulunduğu kaydedildi.
Kararda, davalı şirkete ait iş yerine gelen müşterinin yapılan reklam ve hizmete güvenerek geldiği, müşterilerin davalının hakimiyeti alanında olduğu ve müşterilerin zararlandırıcı eylemlerden korunması gerektiği kabulünün zorunlu olduğu vurgulandı.
İş yerlerinin öncelikle kişilerin kişisel eşyalarını korumada kendilerinden beklenen özeni gösterdiklerini kanıtlamalarının gerektiği ve sonrasında da tarafların olayda kusur ve sorumluluğunun incelenmesi gerektiği belirtilen kararda, "Maddi tazminat istemi yönünden tarafların müterafik kusur oranlarının tespiti yönünde inceleme yapılarak hasıl olunacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir" denildi.
"Özenli davranmak zorunda"
Yüksek Mahkeme'nin kararını değerlendiren Gülperi Erçetingöz'ün avukatı Ömer Durak, Yargıtay'ın kararının marka ve belirli tanınmışlığa ulaşmış mağazaların, müşteri güvenliği açısından çok daha özenli davranmak zorunda olduklarını gösterdiğini ifade etti.
Durak, "Bu kararın kesinleşmesinden sonra bütün büyük mağazalarda oluşabilecek hırsızlık olaylarında mağazaların sorumluluğu söz konusu olabilecek ve bu karar içtihat haline gelebilecektir" dedi.
Kaynak: Hürriyet
Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, "Sıradan bir iş yeri olmayan davalı şirkete ait mağazanın, gelen müşterinin mal güvenliğini ve özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğüyle korumak ve kollamak zorundadır" denildi.
Gazeteci Gülperi Erçetingöz, 4 Nisan 2009'da, kızıyla Ümraniye'de bir alışveriş merkezine gitti. Erçetingöz, elektronik bölümünde alışveriş yaparken çantasını, alışveriş yaptığı sepetli arabanın içine koydu.
Kısa bir süre sonra çantasının çalındığını fark eden ve kızıyla birlikte mağazanın güvenlik personeline başvuran Erçetingöz, alışveriş yaparken kendisini takip eden bir şahıstan şüphelendiğini belirterek, bu kişinin yakalanması için kapıların kapatılmasını ve güvenlik kameralarına bakılmasını talep etti.
Bu talebi kabul edilmeyen Gülperi Erçetingöz, hırsızlık olayının yaşanmasından bir süre sonra avukatı Ömer Durak aracılığıyla İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi'nde, hırsızlıktan doğan zararının karşılanması için tazminat davası açtı.
18 bin lira değerinde pırlanta yüzük
Dava dilekçesinde, çalınan çantanın içinde "18 bin lira değerinde tek taş pırlantalı altın yüzük, 2 bin liralık iki cep telefonu, şahsi araca ait kontak anahtarı, ruhsat, 700 lira nakit para, 600 lira değerinde makyaj malzemesi ve iki güneş gözlüğü" bulunduğu belirtilerek, davalı şirket yöneticilerince, güvenlik kameralarından hırsızın eşgalinin belirlenmesi talebinin, "mağazanın içinde güvenlik kamerası olmadığı" gerekçesiyle reddedildiği aktarıldı.
Dilekçede, 25 bin lira maddi ve 50 bin lira manevi olmak üzere toplam 75 bin lira tazminatın, hizmet kusuru bulunan davalı şirketten alınarak davacı Erçetingöz'e verilmesi talep edildi.
5 bin liralık hediye çeki iddiası
Davalı şirket tarafından mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde, mağazada her türlü güvenlik önleminin bulunduğu belirtildi.
Davada tanık olarak dinlenilen davacı Gülperi Erçetingöz'ün kızı, "annesinin 18 bin liralık yüzükle alışveriş yapmak istemediği için çantasına koyduğu, avizelerin reyonunda çantayı arabaya bıraktığı, arabayı kendisinin tuttuğu, avizeleri seçerken 15 saniye içinde arkasını döndüğü sırada çantanın alındığını fark ettiği ve güvenlik görevlisine bildirip şüpheliyi kişiyi söylediği"ni ifade etti. Erçetingöz'ün kızı, mağaza yetkililerinin olayın kapanması için kendilerine 5 bin liralık hediye çeki teklif ettiğini ve çantanın fiyatıyla bile eşdeğer olmayan bu teklifi reddediklerini anlattı.
"Davacı ve eşi gazeteci olduğu için.."
Davayı karara bağlayan İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi Hakimi Sevtap Kaya, davanın reddine ve mahkeme masraflarının davacı Erçetingöz'ün üzerinde bırakılmasına karar verdi.
Gerekçeli kararda, davacının eşyalarının güvenliğinden sorumlu olduğu vurgulanarak, davalı mağazanın, alışveriş için iş yerine gelen müşterinin mal güvenliğini, özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını, asgari özen yükümlülüğünde korumak ve kollamak yükümlülüğü bulunduğu kaydedildi.
Kararda, ancak kişinin kendi kusuru ile sebep olduğu zarara katlanmasının genel hukuk ilkelerinden olduğu hatırlatılarak şöyle devam edildi:
"Davacı kendi muhafazasında olan çantasını alışveriş yaptığı mağazaya ait alışveriş arabasının içine kontrolsüz olarak bırakarak çalınmasına imkan vermiştir. Beyanlara göre çantanın kendisi ve içindekiler çok değerlidir. Davacının kendisi ve eşinin gazeteci olduğu, davacı vekilinin beyanlarından anlaşılmaktadır. Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da alışveriş merkezlerinde alışveriş arabalarına müşterilerin özel eşyalarının konulmaması için sıklıkla anonsların yapıldığı, müşterilerin uyarıldığı bilinmektedir. Davacı ve eşi gazeteci olduğu için sık sık yazılı ve görsel basında alışveriş arabalarından yapılan hırsızlıklara ilişkin haberlerin çıktığını, bunlardan haberdar olduklarını kabul etmek gerekir. Davacı kendi muhafazasında bulunan, içinde değerli eşyalarının bulunduğu, sırf kendisi bile değerli olan çantasını alışveriş arabasının içine bıraktığını beyan etmiştir. Üstelik davacının tanık olan kızının ifadelerinde, kendilerini takip eden şüpheli bir şahsın arkalarından mağaza içinde kendilerini takip ettiği, alışveriş arabasının üzerinden uzanarak reyondan malzeme almaya çalıştığının gördüklerini ancak önemsemediklerini söylemişlerdir. Bu dahi çantanın çalınmasında davacının olayda ağır kusurlu olduğunu göstermektedir."
"Kolayca çalınma imkanı yarattı"
Davacı Erçetingöz'ün hırsızlık olabilecek bir ortamda çantasını daha güvenli bir şekilde koruması ve daha dikkatli olması gerektiği aktarılan kararda, "Davacı çantasını içindeki değerli eşyaları olduğu ve eşgalini net verdikleri şüpheli bir kişinin kendilerini takip ettiğini fark edip sık sık alışveriş arabasının üzerine uzandığını görmesine rağmen, kontrolsüz bir şekilde alışveriş arabasına bırakarak, kolayca çalınma imkanı yaratmıştır. Bu durumda şüphelendiği şahsı güvenlik görevlilerine çalınma hadisesi olmadan bildirmemiş olması, eşyalarını ve çantasını arabaya koyması durumunda ağır kusurlu olan davacının bu sorumluluğunu davalıya yükletmek hakkaniyete aykırıdır" ifadeleri kullanıldı.
Yargıtay'ın "mal güvenliği" kriteri
Davacı Gülperi Erçetingöz'ün avukatı Ömer Durak, yerel mahkemenin kararını temyiz etti.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını davacı lehine oybirliğiyle bozdu. Yüksek Mahkeme'nin gerekçeli kararında, sıradan bir iş yeri olmayan davalı şirkete ait mağazanın, gelen müşterinin mal güvenliğini ve özellikle kendi muhafazasına terk edilmiş bir eşyasını asgari özen yükümlülüğüyle korumak ve kollamak zorunda bulunduğu kaydedildi.
Kararda, davalı şirkete ait iş yerine gelen müşterinin yapılan reklam ve hizmete güvenerek geldiği, müşterilerin davalının hakimiyeti alanında olduğu ve müşterilerin zararlandırıcı eylemlerden korunması gerektiği kabulünün zorunlu olduğu vurgulandı.
İş yerlerinin öncelikle kişilerin kişisel eşyalarını korumada kendilerinden beklenen özeni gösterdiklerini kanıtlamalarının gerektiği ve sonrasında da tarafların olayda kusur ve sorumluluğunun incelenmesi gerektiği belirtilen kararda, "Maddi tazminat istemi yönünden tarafların müterafik kusur oranlarının tespiti yönünde inceleme yapılarak hasıl olunacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir" denildi.
"Özenli davranmak zorunda"
Yüksek Mahkeme'nin kararını değerlendiren Gülperi Erçetingöz'ün avukatı Ömer Durak, Yargıtay'ın kararının marka ve belirli tanınmışlığa ulaşmış mağazaların, müşteri güvenliği açısından çok daha özenli davranmak zorunda olduklarını gösterdiğini ifade etti.
Durak, "Bu kararın kesinleşmesinden sonra bütün büyük mağazalarda oluşabilecek hırsızlık olaylarında mağazaların sorumluluğu söz konusu olabilecek ve bu karar içtihat haline gelebilecektir" dedi.
Kaynak: Hürriyet
28 Şubat 2012 Salı
Alışveriş Merkezleri Otoparklarından 3 Saate Kadar Ücret Alınamaz
Her geçen gün sayıları artan AVM’lerde alınan otopark ücreti konusu bir süre önce yargıya taşındı. Dava İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde görüldü. 2. İdare Mahkemesi ücret alınmasını yönünde bir karar verdi. Yerel mahkemenin kararı Danıştay’a taşındı. Danıştay 8. Dairesi, alışveriş merkezlerindeki otoparkların 0-3 saat arası ücretli olmasını öngören İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin kararını bozmuş; karara göre alışveriş merkezleri otoparklarını kullanmak isteyenlerden ilk 3 saat ücret talep edemeyeceği hükmünü taşıyordu.
Karar oy birliği ile alındı
Kararda şöyle deniyordu:
“Alışveriş ve ticaret merkezi gibi halkın kullanımına açık yerlerden yararlanan kişilerin, binayı kullanan kişiler kapsamında değerlendirilmesi ve otopark ihtiyaçlarının ticari amaç güdülmeksizin, binaya ait hizmet otoparklarından ve parselinden karşılanması ilgili mevzuatın gereğidir. Otoparklardan kısa süre için yararlanan kişilerden de ücret alınması nedeniyle bu otoparkların tercih edilmemesi ve parsel dışında otopark çözümü aranmasının trafiği olumsuz etkileyeceği de tabiidir. İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin kararının bozulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.”
Aylık kazanç 150 bin lira
Ancak geçtiğimiz Ocak ayı ortasında alınan Danıştay kararının uygulamada dikkate alınmadığı anlaşıldı. Konuyu taraflara sorduk.
Tüketiciler Birliği Başkanı Nazım Kaya “İstanbul’da ücret alan AVM sayısı almayandan fazla. Daha önce ücret alanlar karardan sonra da aldı. Yargı kararı dikkate alınmadı. Burada iş tüketiciye düşüyor. Gittikleri AVM’de üç saate kadar kaldıkları süreçte ücret alınırsa derhal ilgili yerel yönetimden zabıta çağırmaları gerekir. Zabıtanın kestiği ceza 750 ile veya bin TL” şeklinde konuştu.
Nazım Kaya kimi durumlarda tüketicilerin zabıta çağırma ceza kesilmesi bekleme yoluna gitmediğini 5 lira verip çıktığını ifade ederek şu hesaplamayı yaptı: “Bir AVM’de ortalama bin araç otoparka girse. Her bir araçtan 5 lira alınsa günde 5 bin lira ayda 150 bin lira yapıyor. Burada iyi bir kazanç var işletme açısından.”
Nazım Kaya, kimi tüketicilerin ücret ödememek için aracını AVM dışına park ettiğini, bu durumun trafik sıkışıklığına yol açtığına işaret etti.
“Otopark AVM için para kazanma yeri değil”
Konunun bir diğer tarafında yer alan Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği Başkanı Hakan Kodal ise, yargı kararının uygulanmamasının söz konusu olmadığını belirterek “Biz bu konuda bir araştırma yaptık. Yapılan araştırmada ortaya çıkan sonuç ücret alınması yönünde oldu. Çünkü tüketiciler AVM’ye geldiğinde otopark sorunu yaşamak istemiyor.
Bu sorun özellikle kent merkezinde olan ve park sorunu yaşayan bölgelerdeki AVM’lerde yaşanıyor. AVM’ye alışverişe gelmeyen kişiler de aracını otoparka bırakabiliyor. Bu durum otoparkta yer sorununa yol açıyor. Ücret almayan AVM sayısı azınlıkta. Ancak yine de sorunun çözümü konusunda Büyükşehir Belediyesi ile ortak bir çalışma yapılıyor. Otoparklar AVM yatırımcıları açısından para kazanma yeri değil.”
29 Ocak 2012 Pazar
Kuruşunuza sahip çıkın!
Bugün bankamatiğe para yatırmış eve dönüyordum ki Çarşamba Mopaş alışveriş merkezinin önünde sepet içerisinde paketlenmiş toz şekerleri gördüm.Evde şekerin bitmiş olduğu aklıma geldi hemen sepete yanaştım. Üzerinde 2,53 TL yazan paketi alıp kasaya ilerlerken bankamatiğin bana para üstü olarak verdiği kuruş paralar aklıma geldi neyse ki yanımda kuruşlar var. Mopaş Alışveriş Merkezi herzaman yaptığı gibi küsüratları yuvarlayıp benden fazla para alamayacak diye geçirdim içimden... Kasaya geldim kasiyer bayan kasada 2,53 yazısını gördüğü halde bana 2,55 TL dedi. Buna aldırış etmeden cüzdanımdaki 3 kuruşu çıkardım tam para vericem, kuruşum var dedim ve 2,53 TL'yi kendisine uzattım.Kasiyer kendilerinde kuruşun geçmediğini söyleyerek kuruşları bana geri uzattı o anda büyük bir şok yaşadım. Nasıl olur etikette kuruş yazıyor bende kuruş veriyorum nasıl geçmez dememe karşılık bizde bu paralar geçmiyor diye ısrar etti.O zaman etiketlerin tüketiciyi yanılttığını ve bu şekilde yazılmaması gerektiğini söyledim ve ardından ikinci bir şok yaşadım. Kasiyer bütün pişkinliği ile sadece biz değil bütün marketler böyle çalışıyor hanfendi diyerek bana dumur üzerine dumur yaşattı.Birde sanki 5 kuruş bana çok gelmişde vermek istemiyormuşum muamelesi yaparak tamam hanfendi 55 kuruşu da almıyorum dedi ve 2 TL aldı.
Sorun 3 kuruş yada 5 kuruş değil, sorun göz göre göre koyun muamelesi görmemiz. Vatandaş bunuda yutar vatandaş bunada kanar teorilerinden gerçekten çok bıktım. Türkiye Cumhuriyeti'nin para biriminde kuruş diye bir birim varsa ve birileri etiketinde kuruşlu bir fiat kullanmışsa ben bu kuruşu kullanmak zorundayım. Piyasada kuruş sıkıntısı yaşanıyor olabilir kötü niyetli birileri içeriğindeki bakırdan dolayı onları hurdacılara satıyor olabilir fakat bunun faturasını neden ben ödüyorum? Neden biz ödüyoruz?
Mopaşa girip alışveriş eden müşteri sayısını düşünürsek ve her müşteriden kalan birkaç kuruşun kasa altında biriktiğini düşünürsek işin bu boyutu beni hiç ilgilendirmiyor ama ben her yaptığım alışverişde bıraktığım kuruşların damlaya damlaya göl olacağını düşünüyorum.
Etiketleriniz kuruşlu ise eğer para üstünüde kuruş olarak verin,yok eğer piyasada kuruş sıkıntısı var bulamıyoruz diyorsanız etiketteki kuruşları kaldırın cebimizdeki 3 kuruşada göz dikmeyin...
Şebnem Yıldız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



