Yiğit Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yiğit Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2012 Cuma

Türkiye’nin ‘şımarık çocuklarına’ DUR denecek!


Yiğit BULUT'un 17.08.2012 tarihli Star Gazetesi köşe yazısı:

Yıllardır bankaların nasıl haksız kazanç elde ettiğini kamuoyuna anlatmaya çalışan biri olarak Hükümet ve Yetkili Kurulların attığı adımları mutlu bir ifadeyle izliyorum. Türk Halkını koruma adına çok önemli adımlar atılıyor ve sorumlu Bakanlar özellikle bankacılık lobilerine “kulaklarını tıkayarak” yollarına devam ediyorlar... Çıkılan yol önemli ve inanın az kaldı, kurtulacak Türk Halkı BANKALARIN zulmünden!



Sevgili dostlar, son olarak kısa bir süre önce konuyu gündeme taşımış ve şu detayları paylaşmıştım; “...Bir ülke düşünün bankacılık sektörü ile vatandaş arasındaki bütün düzenlemeler vatandaşın aleyhine yapılmış! Bir ülke düşünün dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulama yapılıyor. Konut kredisi alıyorsunuz, adına dünya ile uyumlu şekilde mortgage diyorlar ama yaptıkları dünya yüzeyinde eşi benzeri olmayan detaylar içeriyor... Konuta karşılık verilmesi gereken kredi için bütün malvarlığınız hatta ailenizin bütün varlıkları tehdit altına alınıyor! Bir ülke düşünün bankadan gelen öde emrine itiraz etmeniz için önce ödemeniz gerekli, sonra Yargı makamına gitme hakkınız var! Bir ülke düşünün düşük kredi faizi diyerek reklam yapılıyor, işlem yaptığınızda peşin komisyon, dosya parası, kur farkı gibi abuk subuk kalemler ile kredi faizi inanılmaz noktalara geliyor... Bir ülke düşünün aylık kredi kartı gecikme faizi ABD ve AB’deki yıllık faizden daha yüksek! Dahası da var bitmedi! Bir Ticaret Kanunu düşünün bütün detaylar vatandaşın aleyhine çalışıyor ve size gönderilen ödeme emrine itiraz etmeniz için en az o ödeme kadar paranız olması gerekiyor! Bir ülke düşünün bankaları katrilyonlarca kar açıklarken, reel sektör yok oluyor! Var mı böyle karlı, ballı bir ticaret! Bu noktada adım atması gereken siyasi otorite. Aslında 2009 yılından bugüne birçok değişiklik oldu ama YETERLİ değil! Bu yüzden bir vatandaş olarak bir daha siyasi otoriteye sesleniyorum; mortgage düzenlemesinden başlamak üzere, her satırı vatandaşımızı koruyacak şekilde, ABD ve AB düzeyine getirelim! LÜTFEN ACİL olarak yapalım! Ve bankacılık lobilerinin seslerini de hep birlikte keselim...Hayati bir soru: kredi aldınız ödeyemediniz, banka krediyi kapattı ve zarar ederek vergiden düştü. Sonra aynı krediyi bir alacak şirketine sattı! Peki vergiden düştüğü sonra yeniden satarak kazandığı kısım ne olacak...”

Sevgili dostlar, yukarıdaki satırlar yıllardır savaşını verdiğim “bankalar bizi yedi, bitiriyor” tezinin sadece bir özeti... Bu noktada konu hakkında çok cesur açıklamalar yapan Zafer Çağlayan ve Hayati Yazıcı’dan bazı alıntılar yapmak istiyorum...

Bakın Çağlayan ne diyor; “...Bir koyundan iki ya da daha fazla post çıkartmaya çalışan bankacılık sistemi tefecilik sistemidir. Ben buna ‘bankacılık’ diyemem. Çünkü faizin faizi hesaplanıyorsa artık orada tefecilik yapılıyordur...” Yazıcı’nın da parmak bastığı dert aynı; “...Bankalar kart ücreti adı altında kar hanesini katlıyor. 17 milyarlık banka haracına son vermeliyiz. Yıllık aidat ücretleri ve işlemsizlik gibi taleplere son verilmesi gerekiyor...”

Sonuç: Bu ülkede adına “banka” denen bazı yapılanmaların kanunları hiçe sayarak vatandaşın damarlarına taktığı kanülleri söküp atmamız gerekli. Esas olan “birey”, esas olan “vatandaş”! Bu gerçeği bilerek hissederek sistemi yeniden kurmalıyız...

Not: Bankaların “komisyon, dosya, sigorta” gibi isteklerine “evet” demeyin! Kanuni hakları yok! Sizden isteklerine karşı “yazılı olarak size bildirmelerini” isteyin ve vermeleri durumunda hukuki süreçleri zorlayın!

http://www.stargazete.com/yazar/yigit-bulut/politika/turkiyenin-simarik-cocuklarina-dur-denecek/yazi-666416

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Yiğit BULUT: Toyota ve Carrefour'da 'ayrımcılık' tamgaz


Bundan bir süre önce Toyota ve Carrefour’da inançlarını yaşamak isteyenlere nasıl davranıldığına dair haberler çıktı. İddialar korkunçtu; Toyota’da namaz kılmak isteyenlere baskı yapılıyor, uzman olmadıkları ağır endüstriyel bölümlere atanıyor ve işten ayrılmaları sağlanıyordu. Carrefour’da da durum farklı değildi. Fransa’da “kilise yapımı” için milyonlarca euro bağışlayan Carrefour Türkiye’de Kızılay adına Carrefour kampüsü içinde gönüllü çalışan “inancından dolayı başını bağlayan” bir kızımıza psikolojik baskı ve “bahçemizde dahi bulunamazsın” cezası uyguluyor, aklınca “kızımızdan” kurtuluyordu...


Sevgili dostlar, malesef iddialar sonuna kadar doğru...Bu haftasonu “Toyota’dan  ayrılmak zorunda kalan” ve adının bende kalacağına söz verdiğim bir arkadaşımla buluştum. Anlattıkları insanı ağlatacak kadar dramatik ve korkunçtu.



Birkaç detayı kendi anladığım kadarıyla sizlere aktarmak istiyorum; her şeyden önce fazla işgücü gerektiren bölümlerde fabrika müdürünün işgüzarlığı sebebiyle eksik personel çalıştırılıyor ve bu süreçte bazı arkadaşlar aşırı yük yüzünden kalıcı sakatlıklar yaşıyorlar. Bu arkadaşların hepsi şuan bir daha vücüt gücü ile çalışamayacak hale gelmiş durumda. Fabrika müdürü Orhan efendi sürekli içeride “hacı dedem” vurgusu yaparken işçilere “içki içmiyor musun”- “namaz mı kılıyorsun yoksa” şeklinde baskı yapıyor, aklınca namaz kılanlarla dalga geçiyor, dört duvar arasındaki hakimiyetini din düşmanlığına kadar vardırıyor ! İş bu kadarla da kalmıyor, namaz kılanlar en ağır işlerde çalışmaları için sürekli yer değiştirilirken, namaz kılmak için kullandıkları seccade ve diğer malzemeler onların ardından toplanıp sürekli atılıyor. Fabrika müdürü Orhan efendi içeride “namaz kılan, oruç tutan avlama timleri” kuruyor. İşçilere kapılardan girip çıkarken sürekli “namaz kılıyor musun, oruçlu musun, cuma namazına mı gittin” gibi sorular soruluyor...


Sevgili dostlar, olayın daha “korkunç” detayları var ama bu kadarı da YETER ! Burası Türkiye, o insanlar da “ekmekleri için” o fabrika da çalışmak zorunda olan Türk vatandaşları. O işçiler Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasası ve gücünün koruması altındalar ve “dört duvar arasında” TOYOTA’nın veya “Orhan efendinin” esiri değiller ! Bu noktadan sonra Japonlar şöyle demiş, böyle demiş gibi bir sürü hikaye anlatılacak, anlatılmaya başlanmış...


Japonları severim, Türkiye ile iş yapmalarını da vatandaş olarak tercih ederim. AMA BU ŞEKİLDE BU EZİYET DEVAM EDEMEZ ! Ben bir Türk vatandaşıyım ve Japonların “efendilere” ceza vermesini beklemeden kendi adaletimi sağlayacağım; bugünden sonra asla TOYOTA almayacağım, olanları satacağım, yakınımda kim varsa da satması için uğraşacağım. Buradan bütün Türkiye’ye de aynı çağrıyı yapıyorum; benim ülkemde, benim dinime hakaret edecek, benim insanıma işkence edecek adamın anlını karışlarım ! Bundan sonra görelim bakalım el mi yaman, bey mi yaman ! ALMAYIN, ALDIRMAYIN !


Not : Carrefor’da yaşananlar da farklı değil ! Bu ülkede “kendi topraklarında kendi dinini yaşayanları linç edecek şirketleri içine sindirenler varsa” buyursunlar Carrefour’dan alışveriş yapsınlar ! BEN YAPMAYACAĞIM, yakınımdakilere de YAPTIRMAYACAĞIM ! Fransa’da kilise yaptır, çocukları kiliseye gitsinler diye kampanya düzenleyerek teşvik et, benim ülkemde benim dinime hakaret et, aşağılamaya çalış ! Burası Fransız sömürgesi değil, olmadığını da göreceksiniz ! 

Yiğit Bulut - 30.07.2012 - Star Gazetesi