Paris Ulusal Mecliste aldığı kararla kreşlerde cep telefonu kullanımıyla, kablosuz internet için kullanılan Wireless Fidelity kısa adı Wi-Fi yasaklandı.
Sağlığı tehdit eden elektro manyetik ışınların küçük çocuklar için daha tehlikeli olmasından endişe duyuluyor. Küçük çocuklar için özel bir sınırlamayla kablosuz ağ bağlantısı kreşlerde artık yasak.
Yasanın daha çok 3 yaş altı çocuklar için ön görüldüğü bildirildi. Küçük yaşta çocukların elektronik, kablosuz tüm bağlantı sistemleri başta kulaklık (Headset), benzer cihazların kullanımı tavsiye edilmiyor. Çoğu Avrupa ülkelerinde elektro manyetik dalgaların kanserojen ve diğer hastalıklara yol açtığı iddiaları giderek yükseliyor.
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Şubat 2015 Pazar
21 Mart 2013 Perşembe
Bebeklere verilen keçi sütüne dikkat
Uzmanlar keçi sütünün içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zübeyde Öner, ''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz'' dedi.
Öner, yapılan analizler sonucunda keçi sütünün besin değerinin öneminin ortaya konulduğunu, bu nedenle geçmiş dönemlerde sadece eti ve kılından faydalanılırken artık sütünün de değerlendirildiğini söyledi.
Kemiklerin ve dişlerin gelişimi açısından önemli olan kalsiyumun keçi sütünde anne sütünden 4 kat fazla olduğunu ifade eden Öner, ''Bu sütte, sütün daha beyaz görünmesini sağlayan vitaminler var. Bu vitaminin bulunması beslenme açısından çok önemlidir. Aynı zamanda beyin, zihin ve kas gelişimini sağlayan fosfor oranı da yoğun olarak bulunuyor'' dedi.
Keçi sütünün bir litresinde 111 miligram fosfor bulunurken, bu oranın inek sütünde 93, anne sütünde ise 14 miligram olduğunu bildiren Öner, ''Yani bu sütteki fosfor oranı anne sütündekine oranla hemen hemen 8 kat daha fazla. Bu açıdan oldukça zengin besin değeri taşıyor'' diye konuştu.
-Fazla tüketilmesi olumsuz sonuçlara neden olabiliyor
Öner, keçi sütünün faydalarının yanında fazla tüketilmesi halinde istenmeyen bazı sonuçlara da neden olabileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz. Sulandırılmadan verilmesi halinde bebeğin bağırsaklarında gaz birikmesi, bunun da hazımsızlığa neden olabileceği yönünde bilgiler var. Miktar olarak da ölçülü kullanılması gerekir. Bebeğin beslenmesinin tek yönlü olmaması lazım. Bir bebek günde 1 litre keçi sütünü tüketmeyecek.''
İnek sütünün içeriğinde bulunan proteinin süt alerjisine neden olduğuna işaret eden Öner, keçi sütünün bu anlamda da bir avantaj sağladığını vurguladı. Öner, ''İnek sütündeki protein miktarı yüzde 3,3, anne sütünde ise yüzde 1 civarındadır. Keçi sütü ise yüzde 2 civarlarında protein miktarına sahip. Bu nedenle alerjisi olduğu için inek sütünü içemeyenler, keçi sütüyle bu ihtiyacı karşılayabilir'' diye konuştu.
Öner, İtalya, İspanya, Yunanistan başta olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinde sütünden faydalanmak üzere keçi çiftlikleri kurulduğuna dikkati çekerek, son yıllarda Türkiye'de de sütünden faydalanılması amacıyla çalışmalar yapıldığını kaydetti.
Türkiye'de yerli keçi ırkının yılın sadece 4-5 ayı süt verebildiğine, süt veriminin de düşük olduğuna işaret eden Öner, bu nedenle çiftliklerde genellikle Avrupa'dan getirilen ve 11 ay süt veren keçi türleri bulunduğunu söyledi.
Kayank: AA
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zübeyde Öner, ''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz'' dedi.
Öner, yapılan analizler sonucunda keçi sütünün besin değerinin öneminin ortaya konulduğunu, bu nedenle geçmiş dönemlerde sadece eti ve kılından faydalanılırken artık sütünün de değerlendirildiğini söyledi.
Kemiklerin ve dişlerin gelişimi açısından önemli olan kalsiyumun keçi sütünde anne sütünden 4 kat fazla olduğunu ifade eden Öner, ''Bu sütte, sütün daha beyaz görünmesini sağlayan vitaminler var. Bu vitaminin bulunması beslenme açısından çok önemlidir. Aynı zamanda beyin, zihin ve kas gelişimini sağlayan fosfor oranı da yoğun olarak bulunuyor'' dedi.
Keçi sütünün bir litresinde 111 miligram fosfor bulunurken, bu oranın inek sütünde 93, anne sütünde ise 14 miligram olduğunu bildiren Öner, ''Yani bu sütteki fosfor oranı anne sütündekine oranla hemen hemen 8 kat daha fazla. Bu açıdan oldukça zengin besin değeri taşıyor'' diye konuştu.
-Fazla tüketilmesi olumsuz sonuçlara neden olabiliyor
Öner, keçi sütünün faydalarının yanında fazla tüketilmesi halinde istenmeyen bazı sonuçlara da neden olabileceğine dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Keçi sütü, içeriğindeki besin miktarlarının yoğun olması nedeniyle özellikle bebekler için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bebeklere verilmeden önce biraz sulandırıp tüketime hazır hale getirmeliyiz. Sulandırılmadan verilmesi halinde bebeğin bağırsaklarında gaz birikmesi, bunun da hazımsızlığa neden olabileceği yönünde bilgiler var. Miktar olarak da ölçülü kullanılması gerekir. Bebeğin beslenmesinin tek yönlü olmaması lazım. Bir bebek günde 1 litre keçi sütünü tüketmeyecek.''
İnek sütünün içeriğinde bulunan proteinin süt alerjisine neden olduğuna işaret eden Öner, keçi sütünün bu anlamda da bir avantaj sağladığını vurguladı. Öner, ''İnek sütündeki protein miktarı yüzde 3,3, anne sütünde ise yüzde 1 civarındadır. Keçi sütü ise yüzde 2 civarlarında protein miktarına sahip. Bu nedenle alerjisi olduğu için inek sütünü içemeyenler, keçi sütüyle bu ihtiyacı karşılayabilir'' diye konuştu.
Öner, İtalya, İspanya, Yunanistan başta olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinde sütünden faydalanmak üzere keçi çiftlikleri kurulduğuna dikkati çekerek, son yıllarda Türkiye'de de sütünden faydalanılması amacıyla çalışmalar yapıldığını kaydetti.
Türkiye'de yerli keçi ırkının yılın sadece 4-5 ayı süt verebildiğine, süt veriminin de düşük olduğuna işaret eden Öner, bu nedenle çiftliklerde genellikle Avrupa'dan getirilen ve 11 ay süt veren keçi türleri bulunduğunu söyledi.
Kayank: AA
5 Mart 2013 Salı
Sünnetsiz bebeklerdeki büyük risk
Uzmanlar, sünnetsiz erkek bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riskinin 10-20 kat arttığını belirtiyor.
İdrar yolları enfeksiyonu özellikle 1 yaşından küçük bebeklerde tekrarlayabilen özelliğe sahip. Her geçirilen enfeksiyonda böbrek, mesane ve idrar yollarında geri dönüşümü olmayan hasarlar bırakıyor. Bunun sonucunda böbrek yetmezliği gelişebiliyor. İdrar yolları enfeksiyonunun tekrarlamaması içinse altta yatan nedenlerin gözden geçirilmesi ve ortadan kaldırılması gerekiyor. Uzmanlar, sünnetsiz erkek bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riskinin 10-20 kat arttığını belirtiyor.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Ceyla Cüneydi, idrar yolları enfeksiyonuna zemin hazırlayan en önemli faktörün vezikoüreteral reflü ve böbrek taşları olduğuna dikkat çekiyor. Dr. Cüneydi, 'Her iki hastalık da bebeklerde böbrek yetmezliğine götürecek kadar tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonu yapabiliyor.' diyor.
'HUZURSUZLUK VE AĞLAMA ENFEKSİYON BELİRTİSİ OLABİLİR'
Cüneydi, süt çocuklarında görülen idrar yolları enfeksiyonu belirtilerinin erişkin veya büyük çocuklardan farklı olabildiği uyarısında bulunarak şu bilgileri veriyor: 'Karın ağrısına bağlı huzursuzluk iştahsızlık, kusma, ateş, idrarda koku, idrar yaparken ağlama, bulanık idrar, kilo alamama ve ciltte solukluk bebeklerde görülen tipik belirtileri. Bebeğin yaşı ne kadar küçükse idrar yolları enfeksiyonundan şüphelenmek o kadar zorlaşıyor. Çünkü bu belirtileri çok belirgin göstermeyebiliyor. Özellikle huzursuzluk yenidoğan döneminde gaz ile karıştırılabiliyor. Bu yüzden nedeni açıklanamayan huzursuzluk ve ağlama sorunundan idrar testi yaptırarak bu şüpheden kurtulmak gerekiyor.'
'KIZ BEBEKLER İÇİ KÖPÜKLE DOLU BANYO SUYUNDA BEKLETİLMEMELİ'
Cüneydi, idrar yolları enfeksiyonunun oluşumundaki nedenleri şöyle sıralıyor: "Hijyen sorunu, anatomik bozukluklar, böbreklerde taş, kronik kabızlık, idrar yapma bozuklukları, cinsiyet ve sünnet rol oynuyor. Kız çocukların da idrar yollarının son kısmı olan üretra erkek çocuklara göre daha kısa olduğu için ve bez kullanımından dolayı idrar yolları enfeksiyonu daha sık görülüyor. Bu nedenle kız çocuklarında ön temizlik önden arkaya doğru yapılmalı ve arkaya getirilen bezle ön taraf tekrar silinmemeli. Çünkü perine denilen makat ve vajina arasındaki mikroplar bu yolla idrar yollarına ulaşabiliyor. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da kız bebekleri içi köpükle dolu banyo suyunda fazla bekletmemek. Aksi takdirde vajina florası bozulur ki bu da yararlı mikropların oradan uzaklaşmasına neden oluyor.'
'SÜNNETSİZ ERKEK BEBEKLERDE RİSK 10-20 KAT ARTIYOR'
Erkek çocuklarda ilk 1 yıl içinde ateşli idrar yolları enfeksiyonu tanısı alan çocukların yüzde 90'nın sünnetsiz olduğunu ifade eden Cüneydi, 'Sünnetsiz erkek çocukların sünnetli olanlara oranla 10-20 kat daha fazla idrar yolları enfeksiyonuna yakalandığı biliniyor. Tedavi süresi ortalama 7-14 gün arasında sürüyor. Antibiyotik seçimi ve uygulama yöntemi çocuğun yaş ve klinik durumu ile kültür antibiyograma bağlı olarak değişiyor. Ancak bir yaşından küçük çocuklarda, kızlarda, idrar yapma bozukluğunda ve vezikoreteral reflü varlığında idrar yolları enfeksiyonu tekrar edebiliyor. Bu durumda hiçbir neden bulunamıyorsa günde tek ve düşük doz antibiyotikle 6 ay koruma tedavisi uygulanıyor.' şeklinde konuşuyor.
'TEDAVİDE GEÇ KALINIRSA BÖBREKLERDE CİDDİ HASAR BIRAKABİLİR'
İdrar yolları enfeksiyonunun tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Cüneydi, ancak tedavide geç kalındığında veya hastalık sık tekrarladığında böbreklerde yara ve doku ölümü, bunun sonucunda da fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabildiği uyarısında bulunuyor. Cüneydi, şunları ifade ediyor: 'Dolayısıyla huzursuz, iştahsız, kilo almayan, idrarda kokusu olan, bulanık ve kanlı idrar yapan, kusan, ateşi ve ciltte solukluğu olan bebeklerin idrar yolları enfeksiyonu açısından mutlaka irdelenmesi gerekiyor. Anne ve babaların bu yakınmadan biri bile varsa çok fazla oyalanmadan, başka nedenlere yormadan doktora başvurmalıları çok önemli.'
Kaynak: Yenişafak
17 Kasım 2012 Cumartesi
Hepatit A aşısı çocukluk dönemi aşı takvimine eklendi
Hepatit A aşısının çocukluk dönemi aşı takvimine eklenmesi nedeniyle bir tanıtım toplantısı düzenlendi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, konuşmasında, Türkiye'nin bugün aşılamada dünyanın en iyi birkaç ülkesi arasına girdiğini, bunun hem aşı türleri hem kalite hem çocuklara kolay uygulanabilirlik açısından böyle olduğunu söyledi.
Toplantıda bir konuşma da Bakanlık Bağışıklama Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan yaptı. Ceyhan, Türkiye'de 2005 yılına kadar 7 hastalığa karşı bağışıklama sağlandığını belirterek, "Bundan 6 sene öncesinde, Hepatit A'nın da aşı takvimine konduğunu rüyamızda bile göremezdik. Ancak bugün gelinen noktada aşılama konusunda birçok gelişmiş ülkenin de önün geçtik." ifadesini kullandı.
Basit bir hastalık şeklindeki kanının aksine Hepatit A'nın, Hepatit B'den daha yaygın görüldüğünü ve ölüme bile yol açabildiğini söyleyen Ceyhan, Türkiye'nin bu aşıyı ulusal aşı takvimine ekleyen 8. ülke olduğunu dile getirdi. Ceyhan, ABD, Arjantin, İsrail, Katar, Panama, Suudi Arabistan ve Uruguay'da da bu aşının aşı takviminde bulunduğunu aktardı.
Hepatit A aşısı çocuklara 18. ayda ve 24. ayda olmak üzere iki doz uygulanacak. Aşı uygulaması sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak yapılacak. Yakın zamanda su çiçeği aşısı da aşı takvimine alınacak.
Hepatit A aşısı aşı takvimine eklenene kadar Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen aşı takvimi şu şekildeydi:
![]() |
| Sağlık Bakanlığı 2012 Aşı Takvimi |
Kaynak: Star Gazetesi ve TRT Haber
18 Ekim 2012 Perşembe
Çocukların sağlığı tehlikede!
Otomobilde sigara içmek özellikle çocuk sağlığı için büyük tehdit oluşturuyor. Kapalı mekânlarda içmenin sağlığa zararlı olduğu biliniyor.
İngiliz araştırmacılar yaptıkları son çalışmayla otomobillerde sigara içmenin daha da zararlı olduğunu ortaya koydu. Otomobilde içilen sigara, camlar açık olsa ve klima çalışsa bile Dünya Sağlık Örgütü'nce belirlenen sınır değerlerin üç katını aşan hava kirliliğine yol açıyor. Ayrıca arka koltukta oturanlar özellikle de çocuklar bu zehirli dumana maruz kalıyor.
Çocukların bağışıklık sistemi tam olarak gelişmemiş olduğuna ve pasif içicilikten uzak kalamadıklarına dikkat çekiliyor. İngiliz Doktorlar Birliği özellikle çocuklarda sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çekerek araç içinde sigara içilmesinin yasaklanması gerektiğini belirtiyor.
Kaynak: TRT Haber
İngiliz araştırmacılar yaptıkları son çalışmayla otomobillerde sigara içmenin daha da zararlı olduğunu ortaya koydu. Otomobilde içilen sigara, camlar açık olsa ve klima çalışsa bile Dünya Sağlık Örgütü'nce belirlenen sınır değerlerin üç katını aşan hava kirliliğine yol açıyor. Ayrıca arka koltukta oturanlar özellikle de çocuklar bu zehirli dumana maruz kalıyor.
Çocukların bağışıklık sistemi tam olarak gelişmemiş olduğuna ve pasif içicilikten uzak kalamadıklarına dikkat çekiliyor. İngiliz Doktorlar Birliği özellikle çocuklarda sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çekerek araç içinde sigara içilmesinin yasaklanması gerektiğini belirtiyor.
Kaynak: TRT Haber
28 Ağustos 2012 Salı
İştah artıran 12 altın öneri
Çocuklarda iştahsızlık, her 2 anneden birinin yakındığı önemli sorunlardan biri. Genellikle 8-9. aydan okul çağına kadar süren bu problemi ise ancak çocuğunuza doğru yaklaşımda bulunarak çözebilirsiniz!
Çocuklarda iştahsızlık problemi, her iki anneden birinin kabusu oluyor. İştahsızlık bazı durumlarda kansızlık, reflü ve bağırsak enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor. Ancak iştahsızlığın ardında bir hastalık yatmıyorsa, düzenli takiplerini yapan hekiminiz kilo-boy-baş çevresi gelişiminin yaşına uygun seyrettiğini söylüyorsa, çocuğunuz ihtiyacı kadar besini alıyor demektir. Siz yine de iştahsızlık sorunundan yakınıyorsanız, uzmanların önerilerini uygulayarak çözüm bulabilirsiniz.
Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocukların iştahını açmanın püf noktalarını sıraladı.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle sıralıyor:
1. "BU TABAKTAKİLERİN HEPSİ BİTECEK!" DEMEYİN
Hemen her anne bu cümleyi çocuklarına bir kez olsun söylemiştir. Peki ama tabaktaki yemeğin miktarı çocuğunuz için uygun mu? Mide kapasitesi erişkinde 1500 ml kadar oluyor. Oysa mide kapasitesi yenidoğan bir bebekte 30 ml iken bu rakam ergenliğe doğru ancak 1000 ml civarına ulaşıyor. Çocuğunuzun mide kapasitesini en kolay, bir öğünde yemesini ve içmesini istediğiniz gıdaların hepsini küçük bir poşete koyarak anlarsınız. Sizce çocuğunuzun midesi bu kadar büyük mü? Çocuğunuzun tabağına sadece yiyebileceği kadar yemek koymaya özen gösterin.
2. EK GIDAYA SEBZE İLE BAŞLAYIN
Ek gıda dönemi aslında bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı bir süreç. Dolayısıyla ek gıda verirken bebeğinizin ilk tanışacağı gıdalar sebze grubundan olursa damak tadı buna uygun gelişecektir.
3. BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA GEÇMESİNE İZİN VERİN
Ne zaman ne yiyeceğine, ne giyeceğine, ne oynayacağına karar verdiğiniz bebeğiniz artık yok. Karşınızda kendi kararlarını veren, kendi isteklerinin ve sevmediklerinin farkında olan ve tabii ki buna göre yaşamak isteyen bir “çocuk” var. Sınırlarını yine sizin belirlediğiniz bir dünyada kendi kuralları ile var olmak isteyen bir çocuk. Ağzına kaşığı eskisi kadar kolay sokamamanız da çok doğal bu durumda. Bu yüzden elinizde kaşık veya çatal ile peşinde koşmayın, bırakın kendisi kendi ihtiyacı kadar yesin.
4. İŞLER DÜZENE GİRENE KADAR ARA ÖĞÜNLERİ KALDIRIN
Abur cubur ve hazır meyve sularının tüketimi kan şekerinde ani değişiklikler yaparak öğün öncesinde iştahı kapatıyor. Zaten küçük olan mide hacmi ara öğün ile dolmuş olan çocuğunuzdan ana öğünlerde performans beklemeyin. Bu yüzden yemek aralarında çocuğunuza “Zaten yemeğini de yemedi, aç kalmasın” mantığı ile yiyecek bir şeyler vermeyin.
5. GÜNLÜK PROGRAMIMIZ BELLİ OLSUN
Genellikle bebekliğinden itibaren uyku saatleri düzenli olan çocukların yemek saatleri de otomatik olarak düzene giriyor. Saatleriniz belirli olursa çocuğunuzun vücut ritmi de bu programa uyum sağlayacak. Bunun sonucunda çocuğunuz yemek saatlerinde acıkmaya, uyku saatlerinde de esnemeye başlayacaktır.
6. GECE ÖĞÜNLERİNE SON VERİN
Yaklaşık 9.aydan sonra gece beslenme ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu aylardan sonra bebeğinize vereceğiniz gece öğünleri reflü, orta kulak iltihabı ve diş çürükleri gibi riskleri beraberinde getiriyor. Üstelik çocuğunuz karnı tok olduğu için sabah kahvaltısına da isteksiz başlayacaktır.
7. TEMEL REİS OLMAYIN
Siz ıspanağı ağzınıza sürmezken çocuğunuza Temel Reis olmayın. Çocuklar dünyayı anne-babalarının yüzleri ile tanırlar. Siz karnabahar tadını alınca yüzünüzü buruşturuyorsanız, çocuğunuz da bu besini tükürecektir.
8. SOFRADAN "TECRİT" ETMEYİN
Her çocuğun, ne kadar döküp saçarak da yese, sosyal iletişiminin artması ve sofra adabını öğrenmesi için aileyle aynı sofraya oturması gerekiyor. Çocuğunuz, ailenin bir arada olduğu sofrada oturmalı. Bunun yerine tek başına mama sandalyesinde oturur ve karşısında onu yedirmek için uğraşan bir kişi ile karşılaşırsa, yemek yemeye doğal bir şey gözüyle bakmayacaktır.
9. KÖFTELERE SEBZE KATIN
Çocuğunuz sebze yemekten kaçınıyorsa, sevdiği yemeklere, örneğin çorbalara veya köftelere rendelediğiniz sebzeleri ekleyebilirsiniz. Yapabileceğiniz bir başka şey de havuç ya da salatalık gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk şeklinde hazırlamak. Bu tarz bir sunum çocuğunuzun hoşuna gidebilir. Yemek tabaklarındaki yiyeceklerden suratlar, trenler yapmak da çocuğunuzun hoşuna gidecektir. Ayrıca siz de evde bolca sebze tüketerek ona örnek olmalısınız.
10. ET SEVMİYORSA YUMURTA YEDİRİN
Et yemeyi sevmiyorsa dolmanın içine kıyma ekleyebilirsiniz. Eğer sadece kırmızı eti reddediyorsa, tavuk veya balık yedirebilirsiniz. Makarnanın üzerine kıymalı sos yapmak veya çok sık olmamak şartıyla kıymalı börek yedirmek de bir alternatif olabilir. Çocuğunuz ısrarla etten kaçınıyorsa yumurta sarısı, yoğurt, süt veya peynir de protein yerine geçecektir.
11. CEZA VEYA MADDİ ÖDÜL VERMEYİN
Yemek yemek istemiyorsa, ısrar etmeyin. Ancak yemeğini istekle, özellikle de kendisi yemişse, haftalık öğün tablosu yapıp, o öğün için bir gülen yüz etiketi yapıştırmasını sağlamanız onu motive edecektir.
12. ISRAR ETMEYİN ANCAK ALTERNATİF DE YARATMAYIN
Çocuğunuz yemeğini bitirmemeyi tercih etmiş olabilir. Bu durumda ısrar etmeyin, ancak ara öğünde de bir şey vermeyin. O zaman çocuğunuz bir sonraki öğünü beklemesi gerektiğini öğrenecektir. Ancak aklınızda bulunsun, bu düzenin oturması vakit alabilir.
Kaynak: Hürriyet
Çocuklarda iştahsızlık problemi, her iki anneden birinin kabusu oluyor. İştahsızlık bazı durumlarda kansızlık, reflü ve bağırsak enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor. Ancak iştahsızlığın ardında bir hastalık yatmıyorsa, düzenli takiplerini yapan hekiminiz kilo-boy-baş çevresi gelişiminin yaşına uygun seyrettiğini söylüyorsa, çocuğunuz ihtiyacı kadar besini alıyor demektir. Siz yine de iştahsızlık sorunundan yakınıyorsanız, uzmanların önerilerini uygulayarak çözüm bulabilirsiniz.
Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocukların iştahını açmanın püf noktalarını sıraladı.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle sıralıyor:
1. "BU TABAKTAKİLERİN HEPSİ BİTECEK!" DEMEYİN
Hemen her anne bu cümleyi çocuklarına bir kez olsun söylemiştir. Peki ama tabaktaki yemeğin miktarı çocuğunuz için uygun mu? Mide kapasitesi erişkinde 1500 ml kadar oluyor. Oysa mide kapasitesi yenidoğan bir bebekte 30 ml iken bu rakam ergenliğe doğru ancak 1000 ml civarına ulaşıyor. Çocuğunuzun mide kapasitesini en kolay, bir öğünde yemesini ve içmesini istediğiniz gıdaların hepsini küçük bir poşete koyarak anlarsınız. Sizce çocuğunuzun midesi bu kadar büyük mü? Çocuğunuzun tabağına sadece yiyebileceği kadar yemek koymaya özen gösterin.
2. EK GIDAYA SEBZE İLE BAŞLAYIN
Ek gıda dönemi aslında bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı bir süreç. Dolayısıyla ek gıda verirken bebeğinizin ilk tanışacağı gıdalar sebze grubundan olursa damak tadı buna uygun gelişecektir.
3. BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA GEÇMESİNE İZİN VERİN
Ne zaman ne yiyeceğine, ne giyeceğine, ne oynayacağına karar verdiğiniz bebeğiniz artık yok. Karşınızda kendi kararlarını veren, kendi isteklerinin ve sevmediklerinin farkında olan ve tabii ki buna göre yaşamak isteyen bir “çocuk” var. Sınırlarını yine sizin belirlediğiniz bir dünyada kendi kuralları ile var olmak isteyen bir çocuk. Ağzına kaşığı eskisi kadar kolay sokamamanız da çok doğal bu durumda. Bu yüzden elinizde kaşık veya çatal ile peşinde koşmayın, bırakın kendisi kendi ihtiyacı kadar yesin.
4. İŞLER DÜZENE GİRENE KADAR ARA ÖĞÜNLERİ KALDIRIN
Abur cubur ve hazır meyve sularının tüketimi kan şekerinde ani değişiklikler yaparak öğün öncesinde iştahı kapatıyor. Zaten küçük olan mide hacmi ara öğün ile dolmuş olan çocuğunuzdan ana öğünlerde performans beklemeyin. Bu yüzden yemek aralarında çocuğunuza “Zaten yemeğini de yemedi, aç kalmasın” mantığı ile yiyecek bir şeyler vermeyin.
5. GÜNLÜK PROGRAMIMIZ BELLİ OLSUN
Genellikle bebekliğinden itibaren uyku saatleri düzenli olan çocukların yemek saatleri de otomatik olarak düzene giriyor. Saatleriniz belirli olursa çocuğunuzun vücut ritmi de bu programa uyum sağlayacak. Bunun sonucunda çocuğunuz yemek saatlerinde acıkmaya, uyku saatlerinde de esnemeye başlayacaktır.
6. GECE ÖĞÜNLERİNE SON VERİN
Yaklaşık 9.aydan sonra gece beslenme ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu aylardan sonra bebeğinize vereceğiniz gece öğünleri reflü, orta kulak iltihabı ve diş çürükleri gibi riskleri beraberinde getiriyor. Üstelik çocuğunuz karnı tok olduğu için sabah kahvaltısına da isteksiz başlayacaktır.
7. TEMEL REİS OLMAYIN
Siz ıspanağı ağzınıza sürmezken çocuğunuza Temel Reis olmayın. Çocuklar dünyayı anne-babalarının yüzleri ile tanırlar. Siz karnabahar tadını alınca yüzünüzü buruşturuyorsanız, çocuğunuz da bu besini tükürecektir.
8. SOFRADAN "TECRİT" ETMEYİN
Her çocuğun, ne kadar döküp saçarak da yese, sosyal iletişiminin artması ve sofra adabını öğrenmesi için aileyle aynı sofraya oturması gerekiyor. Çocuğunuz, ailenin bir arada olduğu sofrada oturmalı. Bunun yerine tek başına mama sandalyesinde oturur ve karşısında onu yedirmek için uğraşan bir kişi ile karşılaşırsa, yemek yemeye doğal bir şey gözüyle bakmayacaktır.
9. KÖFTELERE SEBZE KATIN
Çocuğunuz sebze yemekten kaçınıyorsa, sevdiği yemeklere, örneğin çorbalara veya köftelere rendelediğiniz sebzeleri ekleyebilirsiniz. Yapabileceğiniz bir başka şey de havuç ya da salatalık gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk şeklinde hazırlamak. Bu tarz bir sunum çocuğunuzun hoşuna gidebilir. Yemek tabaklarındaki yiyeceklerden suratlar, trenler yapmak da çocuğunuzun hoşuna gidecektir. Ayrıca siz de evde bolca sebze tüketerek ona örnek olmalısınız.
10. ET SEVMİYORSA YUMURTA YEDİRİN
Et yemeyi sevmiyorsa dolmanın içine kıyma ekleyebilirsiniz. Eğer sadece kırmızı eti reddediyorsa, tavuk veya balık yedirebilirsiniz. Makarnanın üzerine kıymalı sos yapmak veya çok sık olmamak şartıyla kıymalı börek yedirmek de bir alternatif olabilir. Çocuğunuz ısrarla etten kaçınıyorsa yumurta sarısı, yoğurt, süt veya peynir de protein yerine geçecektir.
11. CEZA VEYA MADDİ ÖDÜL VERMEYİN
Yemek yemek istemiyorsa, ısrar etmeyin. Ancak yemeğini istekle, özellikle de kendisi yemişse, haftalık öğün tablosu yapıp, o öğün için bir gülen yüz etiketi yapıştırmasını sağlamanız onu motive edecektir.
12. ISRAR ETMEYİN ANCAK ALTERNATİF DE YARATMAYIN
Çocuğunuz yemeğini bitirmemeyi tercih etmiş olabilir. Bu durumda ısrar etmeyin, ancak ara öğünde de bir şey vermeyin. O zaman çocuğunuz bir sonraki öğünü beklemesi gerektiğini öğrenecektir. Ancak aklınızda bulunsun, bu düzenin oturması vakit alabilir.
Kaynak: Hürriyet
3 Temmuz 2012 Salı
Aşı takvimine Hepatit A ve suçiçeği de girdi
Sağlık Bakanlığı'nın 'nın çocukluk dönemi aşı takvimine ileri yaşlarda geçirildiğinde ağır seyreden Hepatit A ve suçiçeğine karşı iki aşı daha eklendi. Böylece dünyada birçok ülkenin uyguladığı 16 aşıdan 13'ü bakanlığın aşı takvimine girmiş oldu.Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, bakanlığın yeni aşı takvimiyle ilgili bilgi verdi. Hepatit A ve suçiçeği aşılarının Sağlık Bakanlığı'nın çocukluk çağı aşı takvimine girdiğini bildiren Torunoğlu, şunları belirtti:
''Hepatit A, su ve kirli gıdayla bulaşan bir hastalık. Eskiden altyapı eksikliği ve su kirliliği gibi çevresel sorunların yaygın olduğu dönemlerde çok görülen Hepatit A, aslında hafif atlatılabilen bir rahatsızlık. Küçük yaşlarda pek rastlanmamakla birlikte ileri yaşlarda, 20'li yaşların üzerinde geçirildiğinde daha ağır seyrediyor. Çünkü bağışıklık gelişmemiş oluyor. Rahatsızlığın görülme yaşı ileriye doğru kaymaya başladı. Bu nedenle Aşı Danışma Kurulumuz kişileri küçük yaşlarda aşılayarak buna karşı önlem geliştirme kararı aldı.''
Torunoğlu, Hepatit A aşısı için daha önce planlanan aşı bütçesine 30 milyon liralık bir ilave yapıldığını söyledi.
SUÇİÇEĞİ
Suçiçeği hastalığının da Hepatit A gibi çocuk yaşlarda daha hafif, ileri yaşlarda ise ağır seyrettiğini anlatan Torunoğlu, bazı hastalarda iltihabi tablolar görülebildiğini ifade etti.
Hastalığın ileri yaşlarda geçirilmesi halinde virüsün canlandığını, halk arasında ''gece yanığı'' denilen ''herpes zoster'' adı verilen hastalığın ortaya çıkabildiğini anlatan Torunoğlu, şu bilgileri aktardı:
''Suçiçeğine karşı etkili bir aşı var. Bu yeni bir aşı. Bütçe olanakları yüzünden bunu uygulayabilen ülke sayısı az. Biz de aldığımız kararla bu aşıyı uygulayabilen birkaç ülkeden biri olacağız. Dünyada ülkelerin büyük bölümünün uyguladığı toplam 16 aşı var. Aşı takvimine eklenen 2 yeni aşıyla Türkiye'de bu 16 aşıdan 13'ü uygulanmış olacak.''
Meningokok, HPV ve rota virüsü aşılarının da aşı takvimine eklenmesi için çalışmaların sürdüğünü bildiren Torunoğlu, ileride bu aşıların da takvime eklenmesinin söz konusu olabileceğini söyledi.
Torunoğlu, Hepatit A aşısı alımının yapıldığını ve sonbaharda uygulanmaya başlanacağını ifade ederek, suçiçeği aşısının da yıl sonunda uygulanmaya başlamayı planladıklarını kaydetti.
Sağlık Bakanlığı'nın yeni aşı takvimine göre Hepatit A aşısı 18 ve 24'üncü aylarda birer, suçiçeği aşısı ise 12'inci ayda tek doz yapılacak.
AŞI TAKVİMİ
Sağlık Bakanlığı'nın çocukluk çağı aşı takvimine göre uygulanan diğer aşılar şöyle:
-Hepatit B: Doğumda, birinci ve altıncı ayların sonunda
-BCG aşısı: İkinci ayın sonunda
-Difteri, aselüler boğmaca, tetanoz, inaktif polio, hemofilus influenza tib b (beşli karma aşı): İkinci, dördüncü, altıncı ayların sonunda, 18-24'üncü ayda pekiştirme dozu
-Konjuge pnömokok aşısı: İkinci, dördüncü ve altıncı ayların sonunda, onikinci ayda pekiştirme dozu
-Kızamık, kızamıkçık, kabakulak: Onikinci ayda, ilköğretim birinci sınıfta pekiştirme dozu
-Difteri, aselüler boğmaca, tetanoz, inaktif polio (dörtlü karma aşı): İlköğretim birinci sınıfta pekiştirme dozu
-Oral polio aşısı: Altıncı ayın sonunda, 18-24'üncü ayda
-Erişkin tipi difteri: İlköğretim sekizinci sınıfta pekiştirme dozu
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Çocukların güneşten korunması
Güneş dünyamız üzerindeki hayatın devamını sağlayan çok önemli bir ışık kaynağıdır. Güneşten gelen ışınlar yer kabuğunun ısınması, mevsimlerin oluşması, bitkilerin fotosentez yapmaları ve insanların D vitamini üretmeleri gibi çok önemli olayların gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bununla beraber son yıllarda ozon tabakasının incelmesi ile güneşten dünyamıza ulaşan zararlı ışınlar artmış ve bu nedenle güneşin istenmeyen etkilerine karşı önlem almak kaçınılmaz hale gelmiştir. Son yıllarda insanların daha çok güneşe maruz kaldıkları aktivitelerle uğraşmaya başlamaları ve ozon tabakasındaki incelmenin sonucunda cilt kanseri görülme sıklığında anlamlı bir artış saptanmıştır. Tüm cilt kanseri vakalarının %80'i güneşten korunma yolu ile önlenebilmektedir. Güneşin zararlı etkileri sadece cilt sağlığını değil göz ve bağışıklık sistemini de etkilemektedir.
Güneş ışınları UVA ve UVB ışınlarını içermektedir. UVB ışınları yaz günlerinde daha yoğun olarak dünyamıza ulaşan, güneş yanıkları gibi erken dönem bulgularına ve cilt kanserine neden olan yüksek enerjili ışınlardır. UVA ışınları ise mevsimsel fark olmadan her zaman dünyaya ulaşan, ciltte lekelenmeler, cilt kırışıklıkları, ciltte yaşlanma gibi geç dönem bulgulara yol açan düşük enerjili ışınlardır. Güneş, gözün merceği olan lens kısmında yangı yanıtı oluşturarak katarakta neden olabilmektedir ve ayrıca bağışıklık sisteminin gücünün azalmasına da neden olabilmektedir. Bu nedenlerle güneşin zararlı etkilerinden korunmak için önlemler almalıyız.
Güneşten korunmak için ilk olarak alınması gereken önlem fiziksel olarak güneşten uzak durmaktır. Saat 11:00 ile saat 16:00 arasında herkes gölgede olmalıdır. Kumsal, beton ve deniz gibi yüzeyler ışığı yansıttıkları için gölgede bulunulsa bile ışınların halen cildimize ulaşabileceği unutulmamalıdır. Üç yaş altındaki çocuklar sürekli gölgede kalmalı, sadece sabah veya akşam, güneş ışınları dünyamıza eğik olarak ulaştığı dönemlerde güneşe çıkarılmalıdırlar. Altı ayın altındaki bebekler için mutlaka kolları ve bacakları örten kıyafetler seçilmeli, koyu gölgeden dışarı çıkarılmamalıdır. Özellikle çocuklar için geniş kenarlı şapka kullanılmalıdır. Cilt sağlığımız ve vücudumuzun elektrolit dengesi için her yaşta bol bol sıvı tüketilmelidir. Göz sağlığımız açısından UV filtreli güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Çocuklarda güneş gözlüğü kullanılmaya başlanması gereken yaş konusunda üzerinde uzlaşılmış bir değer yoktur. Yeni doğan döneminden hemen sonra kullanılabileceğini söyleyen uzmanlar olduğu gibi güneş gözlüğünü iki yaşından sonra kullanılması gerektiğini iddia eden uzmanlar da bulunmaktadır. Özellikle güneş gözlüğü kullanılmıyorsa çocukların gölgede kalmalarına daha da dikkat edilmelidir. Cilt rengi koyulaştıkça cildin güneşe direnci arttığı için özellikle tatillerde ilk günlerde daha dikkatli olunmalıdır.
Vücudumuzun D vitamini sentezleyebilmesi için haftada 3 gün 10-15 dakika güneşlenmek yeterlidir ve çocuklar için sabah veya akşam saatleri tercih edilmelidir. Bu sayede güneşin zararlı etkilerine maruz kalmadan yeterli D vitamini sentezi sağlanabilmektedir.
Güneş koruma kremleri mutlaka UVA ve UVB'ye karşı etkili olmalıdır. Amerikan FDA kuruluşu tarafından, insanların cilt ve göz rengine göre güneşin zararlı etkilerine karşı hassasiyetlerinin sınıflandırldığı bir çizelge oluşturulmuştur. Bu çizelgede en az hassas cilt tipinde bile minimum 15 SPF (güneşten koruma faktörü) güneş kremi kullanılması önerilmiştir. Altı ayın altındaki çocuklarda güneş kremi kullanımının zararlı olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamamasına karşın güneş kremi kullanımı önerilmemektedir; altı ayın altında bebeklerin güneşe hiç çıkarılmamaları önerilmiştir. Ancak eğer altı ay altında bebek güneşe maruz kalacaksa az miktarda güneş kremi kullanılabilir. Güneş kremleri dışarıya çıkmadan en az 15 dakika önce kullanılmalıdır. Özellikle denize veya havuza girildikten sonra ve 2 saatte bir güneş kremi tekrar sürülmelidir. Su ile sık temas olacaksa suya dayanıklı ürünler tercih edilmelidir. Çocuklarda kullanılacak güneş kremi en az 30 SPF olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki güneşin hemen ortaya çıkan cilt yanıkları gibi zararları olduğu gibi tekrarlayan hasarlar sonucu birikim olarak ortaya çıkan cilt kanseri, ciltte yaşlanma, kırışıklıklar, gözde katarakt gibi geç dönem zararları da vardır. Bu nedenle özellikle çocuk yaş grubunda hasar oluşmadan önlemini almak izlenebilecek en iyi yoldur.
1 Mayıs 2012 Salı
Bebek odası nasıl olmalı?
Bebek odası hazırlamak tüm anne adaylarını heyecanlandırır heyecanlandırmasına ama, bebek odası hazırlamanın da püf noktaları var. Bebek odasında kullanılan malzemelerin önce sağlıklı ve temizlenmesi kolay eşyalar olması gerekir. Toz ve mikroorganizmaların yuvası olduğu için halı ve halı türü malzemeler odadaki nemi de emdiği için alerjik bünyeli bebekler için nefes almayı güçleştiriyor. İdeal olan yıkanması veya silinmesi kolay olan döşeme türleridir.
Bebeğin odasındaki mobilyaların ise ağaçtan yapılmış olması sağlıklı bir seçim olacaktır. Fakat toksik olmayan boyaların kullanıldığı mobilyaları tercih etmelisiniz. Mobilyayı alırken boyutlarının bebeğe büyüdüğünde oyun alanı bırakacak şekilde olmasına dikkat etmelisiniz. Pratik mobilyalarla daha az yer kaplayarak bebek odası yapabilirsiniz. Duvara monte raflar küçük odalar için oldukça uygundur.
Günümüzde çoğu bebek odasında kullanılan pastel renkler en ideal olanlarıdır. Koyu renk boyalar odayı küçük gösterir. Açık renkler ise odayı ferah kılar. Bebeğin odasında fildişi, buz rengi veya opak renkler rahatlıkla kullanılabilir.
Bebeğinizin odası sadece uyku saatlerini geçireceği yer değil, oyun aktivitelerini de yapacağı bir odadır. O nedenle imkanlarınız ölçüsünde evin en geniş ve uygun odasını hazırlamanız doğru olur. Şıklıktan çok rahat ve güvenilir eşyalar almaya özen göstermelisiniz. Odanın içindeki aşırı eşya veya oyuncak yığını boğucu bir etki yaratır. Sade ve ferah bir odada bebeğiniz daha rahat edecektir.
15 Mart 2012 Perşembe
Planlı sezaryen ve özel tarihlerde yapılan doğum riskli
Gebeliklerdeki çeşitli riskler ya da anne adayının özel bir tarihte doğum yapma isteği gibi nedenlerle pek çok bebek doğum haftalarından önce dünyaya getiriliyor.
Normal şartlarda bebeklerin çoğu 38-41 hafta arasında dünyaya geliyor. Çünkü bu haftalarda, bebeğin sağlığı ve gelişimini tamamlaması için gereken şartlar tamamlanmış oluyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Bildirici, gebeliğin devamının riskli olabileceği durumlarda eğer bebeğin akciğerleri gelişmişse, doğurtma yönünde karar verdiklerini söylüyor. Bildirici, planlı bir doğumun 39 hafta öncesinde güvenle gerçekleşebilmesi için amniyosentez ile akciğerlerin yeterince gelişmiş olduğunun ortaya konulması gerektiğini ifade ediyor. Bildirici şu bilgileri veriyor: "Erken alınan bebeklerde en sık hızlı solunuma yol açan 'yaş akciğer' ya da 'yenidoğanın geçici takipnesi' görülebiliyor. Bu durumda bebeğin 72 saat hastanede yatması gerekiyor, solunum desteğine ihtiyaç olabiliyor, enfeksiyon riski, bazense 'RDS' denilen daha ciddi solunum sıkıntıları ortaya çıkabiliyor ve hayati risk gelişebiliyor. Bu bebeklerin yoğun bakım ünitelerinde özel tıbbi bakım gerektirmesi mali açıdan da sıkıntıya neden olabiliyor."
Kaynak: Zaman
Acıbadem Maslak Hastanesi Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Bildirici, gebeliğin devamının riskli olabileceği durumlarda eğer bebeğin akciğerleri gelişmişse, doğurtma yönünde karar verdiklerini söylüyor. Bildirici, planlı bir doğumun 39 hafta öncesinde güvenle gerçekleşebilmesi için amniyosentez ile akciğerlerin yeterince gelişmiş olduğunun ortaya konulması gerektiğini ifade ediyor. Bildirici şu bilgileri veriyor: "Erken alınan bebeklerde en sık hızlı solunuma yol açan 'yaş akciğer' ya da 'yenidoğanın geçici takipnesi' görülebiliyor. Bu durumda bebeğin 72 saat hastanede yatması gerekiyor, solunum desteğine ihtiyaç olabiliyor, enfeksiyon riski, bazense 'RDS' denilen daha ciddi solunum sıkıntıları ortaya çıkabiliyor ve hayati risk gelişebiliyor. Bu bebeklerin yoğun bakım ünitelerinde özel tıbbi bakım gerektirmesi mali açıdan da sıkıntıya neden olabiliyor."
Kaynak: Zaman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










